dergiresim (1).jpg

ÇARK 

Furkan Pakır

  • Siyah LinkedIn Simge
  • Facebook
  • Twitter
  • Pinterest

Çevrendeki herkes başarılıydı. Babanın iş arkadaşları, çocuklarıyla gurur duyuyordu. Alt komşunun
kızı yurtdışına çıkmayı garantilemişti bile. Okulundaki en iyi arkadaşın sonunda mezun oluyordu.
Öğretmenlerin o itici bakışları ve sınıfı azarlarken gözlerindeki o alaycı tavır hep sanaydı.
Anlamıyorlardı seni. Oysa bir zamanlar seni anlamak için çabalıyorlardı. Önce huzursuzluğunu ailen
fark etti. Ebeveyn olmanın verdiği sorumlulukla ellerini uzattılar sana. Sen ise uzattıkları eli ittirdin. Bu
geri çevirişin sana pahalıya patladı. O çevirdiğin el, okulun tarafından bir tokat olarak yüzüne
çarpılacaktı. Çünkü herkes normaldi ama sen farklıydın. Senin hakkında konuşulmaya başlandığında
korkunç bir gurur duyardın kendinle. “Onların” derdin, “her şey hakkında söz sahibi olan onların artık
ağızlarındayım.” Aslında bilirdin, seni konuşmaları ile küfür etmeleri arasında hiçbir fark yoktu. Bu
acizliğinin farkına varmak seni özgürleştiriyordu. Çünkü her farkındalık bir kabullenmeydi. Diğerleri
gibi önemli olduğunu düşünmüyor, bu dünyada aidiyet duygusundan sıyrılmaya çalışıyordun. Bazen
başaramıyor bazense ait olmama hissinin dozunu kaçıyordun. Bulunduğun ortamda fotoğraf
çekilecekse o fotoğrafı çeken kişi olmak istiyordun. Çünkü yıllar sonra birileri o fotoğrafa baktığında
hatırlanmak istemiyordun. Herhangi birinin zihnine kök salmak senin için bir sömürüydü ve dünyadaki
tüm sömürülere sessiz kalan sen, konunun içinde yer alınca göğü aleve veriyordun. Birinin seni
aşağılamasına da gerek yoktu. Sen bu işi yeterince iyi yapıyordun. Aynaya baktığında gördüğün kişiyi
acımasız bir şekilde boğmak istiyordun. Yetmiyordu! Sen kendini aşağıladıkça insanlar seni daha fazla
ötekileştiriyordu. Seni kendilerinden öylesine ayırmışlardı ki bir göçmenin halinden anlıyordun. Tek
farkınız ise sen haftada bir sadece Pazar günleri yıkanıyordun. Senden bekledikleri çok şey vardı.
Çalışmanı istiyorlardı. Zengin olmanı ve paranla insanlara hükmetmeni istiyorlardı. “Kimseye muhtaç
olma” diye öğütler veriyor ancak bu öğütleri verenler her gün patronlarına yalancı bir tebessümle
para kazandırıyorlardı. Bazıları ise devlete çalışmanın daha doğru olacağını düşünüyordu. Onların da
saçmaladıklarına inanıyordun. Çünkü ortada bir devlet yoktu. Devlet görünmezdi, bu yüzden devletin
değil herhangi bir hükümetin boyunduruğu altında çalışacaktın. Sırf onlar daha fazla oy alsın diye ağır
koşullarda ufacık paralara tamah etmek zorunda kalacaktın.


Yüzyıllar önce yaşasaydın hayatta kalmanın daha kolay olacağına inanıyordun. Şimdilerde her şey çok
karışıktı. Herkesin uyumlu bir şekilde dönmesi gereken bu çark sisteminde, senin aksaman bütün
düzeni bozardı. Bu yüzden uyumsuzları, anarşistleri ve kendileri gibi düşünmeyen herkesi çöp
kutusuna yolluyorlardı. Yapacak bir şey yoktu. Çünkü onların da işi buydu. Onlar seni çöp kutusuna
tıkmazsa bir başkası onları çöp kutusuna tıkardı. Nefes almaya bile artık belirli saatlerde izin veriliyor
ve gariptir ki kimse sesini çıkarmıyordu. Özgür olduğun söyleniyor ama seçenekleri onlar belirliyordu.
Üniversiteye hazırlanırken fark etmiştin bu durumu. Öğretmenlerin, istediğin bölümde okumanın
sana mutluluk vereceğini söylüyor ama hayatta kalmak istiyorsan herkesin gitmek istediği bölümleri
hedeflemeliydin. Hedeflerine, hayallerine, yaşantına, saçına, giydiğin kıyafete, inandığın Tanrı’ya,
izlediğin filme, konuştuğun insana, sigarana, evine, yatak odana hatta zihnindeki o karşıt düşünceye
kadar hepsinde gözleri vardı. “Yaşıyorsan paylaşacaksın” felsefesiyle büyük ve ilkel toplulukları kukla
gibi oynatabiliyorlardı. Bir şeyler ters gittiğinde ise etnik kimlikleri öne sürüp seni oyalıyorlardı. Halka
her gün alkol veriyor ve bir önceki günü unutmalarını sağlıyorlardı. En kötüsü ise senin de tüm bu
saçmalıklara ayak uydurmanı bekliyorlardı.


O kadar güçlüydüler ki karşıt bir düşüncenin doğmasına izin vermiyorlardı. Aynı kalıplarla
düşünmekten artık kendi muhalefetlerini oluşturmuşlardı. Bu döngünün farkındaysan ya seni

hastaneye kapatıp beslerlerdi ya da kimin neden içeride olduğu bilinmeyen hapishanelerine seni de
yollarlardı. Üstelik oradan çıktığın zaman sana yemek ve su verdikleri için minnettar olmanı
beklerlerdi.


Onlar kimdi? Onların hepsi kafanın içindeydi. Aynı evi paylaştığın ailen de, televizyonlarda hiç
tanımadan küfürler ettiğin politikacılar da ve konuştukları için içeride olan yazarlar da hepsi zihnin
içinde yaşıyorlardı. Belki de bunlar gerçek değildi. Gözünün önünde olan olayların gerçekliğinden
şüphe etmeye başladığını fark ettiğinde artık tamamen emindin: Bütün bu olanlar sadece birer
hayaldi. Tam da o noktada, her şeyin sıfır noktasında, kararların verildiği ve bazı ideolojilerin beyinde
yer ettiği noktada sen de onlardan oldun. Emin olduğun için ve artık şüphelerle zihnini yormadığın
için sen de o bağnaz toplumun kıymetli üyelerinden biriydin. Oysa mücadeleni devam ettirebilseydin
yani hayallerini, düşüncelerini ve kendi gerçeklerini koruyabilseydin daha mutlu olabilirdin. Şimdi
sana baktığımda bir robot görüyorum. Hislerin artık yok. Patronundan azar yemek normalleşmiş ve
işkolik olmak farz haline gelmişti. Daha fazla para için çalışıyordun. Oysa nefesin kokuyordu. Bunca
çalışmanın karşılığında geceleri miden boştu. Bu duruma alışıktın. Bazı şeyleri düşünme yetini
kaybetmeden önce midenin dolu olduğu söylenemezdi. Ancak eski senle yeni sen arasında bir farklılık
vardı: Sen duygularından yoksundun. Bu yüzden insan değildin artık. Herkesin inandığı Tanrı’ya
inanıyordun. Hatırlıyor musun bir zamanlar onunla konuşurdun, her gün farklı dileklerde bulunurdun.
Şimdi yılda bir hatırladığın Tanrı’dan hep aynı şeyi istiyorsun: Biraz daha para…


O toplumla iyi anlaştığından beri korkuların arttı. Eskiden ölümden korkmazdın ve ölümün senin için
yapılmış bir yol olduğunu düşünürdün. Şimdiyse korkuyorsun. Bir gün cebindeki paranın kefenin ya da
mezar taşın için harcandığını düşünmek seni kısıtlıyor. Ölümün özgürleştirici yanını unuttun ve sen de
herkes gibi oldun. İyi sabahlar dilemek istiyorum. Çünkü büyük ihtimalle çalıştığın yerde gündüz
saatlerini uzattılar ve bunu gündüz okuma olasılığın oldukça yüksek. İyi sabahlar standart insan, iyi
hizmetler köle…

Tablo: Burcu Yakar 

Görselin tam hali için tıklayınız