fgbwwwwwwwwwws.png

ANADOLU TARİHİNİ SERAMİĞE DÖKEN ARKEOLOG
Saygın Ünel

  • Facebook
  • Twitter
  • Pinterest

Çoğu tarihçi tarihin tozlu sayfaları diye bir tabir kullanır. Oysaki tarihin sayfalarında seramik kırıntıları
uçuşur. Anadolu tanrıçalarının nefesi ile uçuşan seramik kırıntıları, her zerresinde bir uygarlığın izi
olan seramik eserler…


Bugün, bir avuç seramik için mi? Diyerek betonarme inşaatları durdurmayan ve bu toprakların
geçmişini demir yığınlarının altına gömenler, işlerine geldiğinde tarihi değerlerimiz diye tutturarak
Anadolu ile hiçbir ilgisi olmayan kültürleri empoze etmeye çalışıp kendiyle çelişirken, arkeolojik ve
mitolojik geçmişimizi nesilden nesle aktarmayı misyon edinen sanatçılarımızın olması tarihin
sürdürülebilirliği konusunda umutları yeşertiyor. Arkeolog ve seramik sanatçısı Hülya Akyol, tüm
eserlerine birikimlerini aktararak tarihin öğretici ve hatırlatıcı olması gerektiği bilinciyle Anadolu
mitlerini ve arkeolojik zenginliğimizi yansıtıyor.


Hülya Akyol’un sanatında ilgi çeken pek çok özellikten önce kendisini diğer sanatçılardan ayıran
önemli bir yöne dikkat çekmek isterim. Sanatçı, bir arkeolog olarak, Anadolu hakkında tüm gerçekleri
eserlerine aktararak insanları gerçek bilgiye yönlendirirken sanatı da ulaşılabilir hale getiriyor.
Öncülüğünü Halikarnas Balıkçısı olarak tanınan Cevat Şakir Kabaağaçlı’nın yaptığı “Mavi
Anadoluculuk” akımına bağlı kalarak çoğu mitin Anadolu kökenli olup Akdeniz ve çevresinde geçen
efsaneler olduklarını ve bu efsanelerin dönemin yazarları tarafından Latince ve Yunanca yazılması
sonucunda Yunan ve Roma Mitolojisi adı altında günümüze geldiğini savunur. Çoğu Yunan ve Roma
mitine baktığımız zaman dönemin zihniyetini de dikkate aldığımızda tamamen bu topraklara ait
mekân ve yaşam tarzı görürüz. Bu da Mavi Anadoluculuk fikrini destekleyen en güzel örnektir. Hülya
Akyol da bu akımdan etkilenerek ve Anadolu topraklarının mitolojiye köken oluşturduğuna dikkat
çekmek amacıyla mitlerde tasvir edilen detaylara birebir bağlı kalmıştır. Sanatçı, seramik tablosunda
Salmakis’i mitlerde anlatıldığı şekilde kırmızı pelerini ve altın sarısı saçlarıyla işleyerek adeta ona hayat
vermiştir. Aynı şekilde Thseus’un gemisindeki siyah yelken ayrıntısını da doğrudan yansıtması da
öğretici bir amaç ile eserler ürettiğini gösterir.


Sanatçının eserlerinde ikonografik çözümlemeler de yapmak mümkün. Hermias ile Yunus efsanesi
için Altın Dostluk mitini anlattığı tabloda altın kullanır ve Altın Elma’da, Mersin ağacı ve güvercin ile
Afrodit’i sembolize eder. Hermais ile Yunus efsanesinin en büyük özelliği, Hermias ile Yunus’u
çepeçevre saran altın dostluk vurgusunun 24 karat altın kullanılarak yapılmış olması ve eserdeki
damga mühürlerin sade bir şekilde aktarılmasıyla aslına uygun bir görünüm sağlamasıdır. Mitoloji ve
ikonografiyi büyük bir titizlikle araştıran ve bu eserleri günümüze tüm detaylarıyla taşıyan sanatçının,
Altın Elma eserinde de ikonografik bir anlatımla karşılaşırız. Afrodit’in sembolünü kullandığı bu eserde
güvercinin kafasında taşıdığı elmanın da altın olması efsanenin tüm gerçekliğiyle, eksiksiz olarak
gözler önüne serilmesini sağlamıştır. Altın Elma, Labirent ve Hermais ile Yunus efsanelerini anlattığı
tablolarda damga mühür olarak kullanılan kil parçanın kazılarda bulunduğu gibi sırlanmamış olması ve
tablolara sonradan eklenmesi önemli bir ayrıntıdır. Bununla birlikte, sanatçının özgeçmişini ve
çalışmalarının etiketlerini kil tablete yazması, hem eserlerle bir bütünlük sağlıyor hem de arkeoloji
bilimi için seramiğin ne kadar önemli olduğunu vurguluyor. Ayrıca söz konusu eserlerdeki damga
mühürler, arkeolojik kazılarda bulunan tablet ve efsanelerin geçtiği dönemin sikkelerini bir arkeolog
titizliğiyle yansıttığı için mitoloji ile tarih arasında temelleri güvenilir kaynaklara dayanan bir köprü
oluşturuyor. Bir arkeolog olarak Anadolu’nun yazısız dönemlerinden itibaren kazılarda ele geçen
eserleri kendi çalışmalarına katarak insanları gerçek bilgiye ulaştırmayı amaçlar. Kim bilir? Belki de

yüzyıllar sonra Hülya Akyol’un Lulartceramics diyerek markalaştırdığı eserlerini yeni nesil arkeologlar
bulup Akdeniz mitleri ve Anadolu arkeolojisi hakkında gerçek bilgiye ulaşacak.


Sanatın insan psikolojisinde iyileştirici bir etkiye sahip olduğunu savunan sanatçı, çalışmalarında
derinlik psikolojisinin kurucusu Jung’un “Artık elinde mitolojinin anahtarı var. Ruhun tüm kapılarını
açmakta özgürsün” sözünü esas almıştır. Jung’un bu sözü, Hülya Akyol’un 6-12 Temmuz 2021 Bodrum
“Trafo” Karma Sergisi’ne katıldığı eserlerinin manifestosu niteliğindedir. Mesleki sorumluluk projesi
olarak gördüğü seramik eserlerini, izleyici ile buluşturduğu sergide dinamik unsurlar kullanması da
sanatçının farkını ortaya koyuyor. Labirent tablosunda, mitosta anlatılanlara sadık kalarak mitin
kahramanının sevgilisine yardım etmek için verdiği halatı tablonun yanında bir materyal olarak
kullanması bu efsanenin izleyicilerin hafızasına kazınmasını sağlıyor. Bunun yanı sıra Dapne
Heykeli’nde altın suyuna batırılmış ok kullanılması efsanedeki en ufak bir detayın bile es geçilmediğini
gösteriyor. Sergide, defneyapraklarından yapılan taçların izleyici tarafından takılabilmesi de esere
iştirak edilebilmesine imkân tanıyor. Böylece izleyici, tablolardan içeri sızarak bir zaman tüneline girip,
o dönemin havasını soluyor. Bu bağlamda Hülya Akyol’un eserleri için hızlandırılmış mitoloji semineri
de denilebilir. Çünkü görsel hafıza ve materyal ile öğrenmenin birleşimi sonucunda kalıcı öğrenmenin
meydana gelmesi yadsınamaz. Bu da sanatçının sergiye katılma amacına ulaşmış olduğunu gösterir.
“Bir Tabak Arkeoloji”


Hülya Akyol’un “Bir Tabak Arkeoloji” ismini verdiği serisi, İstanbul sergisinde büyük ilgi görmüştür.
Seramik tabaklara işlenen Göbeklitepe- ana tanrıça figürleri ve fincanlarda ilk defa sanatseverlerle
buluşan Çatalhöyük duvar resimleri görülmesi de sanatçının arkeoloji ve sanat tarihinin hayatın
içinden bir alan olduğunu gösterme biçimi olarak düşünülebilir. Burada ana tanrıça fikrinin de
Anadolu ve Mezopotamya kaynaklı olduğuna dair bir farkındalık yaratmayı amaçlamıştır. 9 bin yıllık
yerleşim yeri olan ve 60 yıldır kazıları süren Çatalhöyük duvar resimlerinin tabak ve fincanlarda
sergilenmesi, insanların bu ürünleri kullanırken arkeoloji ve tarihin derinliklerine inmesini sağlarken
kahve içmek gibi günlük bir olayda bile bu toprakların geçmişi hakkında bilgi sahibi olup, konu üzerine
düşünülmesi adına muhteşem bir argüman sağlar.


Alacahöyük – Hatti Dönemi buluntularından esinlenerek çalıştığı üç tanrıça figüründe mavi ve
kırmızının canlı tonlarını kullanmıştır. Sanatçı, bu tanrıça figürleri ile mitoloji denilince akıllara ilk
Yunan mitolojisinin gelmesinin yanlış bilgilerden kaynaklı olduğunu ve mitolojinin bu topraklardan
doğduğunu belirtmek istemiştir.


Hülya Akyol, büyük emek harcayarak ürettiği ve24 karat altın kullanarak zenginleştirdiği eserlerine,
günümüz hayat pahallılığına rağmen makul fiyatlar vererek, sanatın gereken ilgiyi görmediği bu
dönemde, tüketim çılgınlığına ve sırf marka olduğu için alınan pahallı dijital baskı tablolara karşı bir
tutum sergilemiştir.


Arkeolog ve seramik sanatçısı Hülya Akyol, mesleki sorumluluk projesi olarak aslında milli bir
mücadele vermektedir. Ülkemizin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün Cumhuriyetimizin ilk yıllarında
kültürel politikasına dâhil ettiği arkeoloji bilimini, kendisine sadece bir meslek olarak değil, hayat
amacı olarak addetmiştir. Özellikle gençlerin arkeoloji ve sanat alanında edinimler kazanmasına
katkıda bulunmak için çalışmalarını sürdürmekte ve bu nedenle eserlerinden elde ettiği gelirin bir
kısmı ile sanat eğitimi alan gençlere destek vermektedir. Çünkü bu ülkeyi aydınlığa taşımanın yolunun
gençlerin kültürel değerlere vakıf olmasından geçtiği fikrindendir. Tam da bu nedenle tüm eserlerinde

bu toprakların tarihine referans olan Anadolu arkeolojisinden figürler işleyerek daha çok insanın,
ülkemizin müzelerini ziyaret etmesini ve kültürel varlıklara sahip çıkan bireyler yetişmesini amaçlar.