Anne

Tarık Çelik

"Hâlâ çok güzelim..." diye düşündü ayna karşısında, gece karanlığındaki yansımasını izlerken.
Bembeyaz bir teni vardı. Simsiyah saçları omuzlarını ancak öpüyordu. Kararmış, çizgili göz altları;
yüzüne karakteristik bir ifade veriyordu. Sivri, minik bir burnu ve küçücük de bir ağzı vardı.


Ona hep çok güzel olduğu söylenmişti. Bunun ne demek olduğunu pek bilmezdi ama şimdi aynanın
karşısında böyle düşünüyordu, "...aslında hâlâ," diyordu, "dedikleri gibiyim."


Yatak odasından çıktı, karanlık antreden salona geçti. Evin içinde, sessiz sakin, bir yabancı gibi
dolanıyordu. İçeri bakındı. Tüm salon gece mavisiyle dolmuştu. Yukarıda dolunay vardı. Vazolar,
saksılar, koltuklar, kitaplık, vitrin, masa; tüm bu nesneler, ay ışığında ve mavi gölgeler arasında zaman
zaman parıldıyor, göz kırpar gibi olup yeniden cansızlaşıyordu. Sonra bir şey oldu, bir şeyler yeniden
kıpırdadı. İçinde güçlü bir heyecan uyandı. Çiçekli beyaz gömleğinin altında, göğüslerini dopdolu
hissetti. Kısacık dokundu onlara. Dudakları aralandı ve soluğunu oradan verdi bu kez.


Ne demek istediklerini anlar gibi oldu, "hâlâ" dedi bir an için. Ama uzun sürmedi bu kıpırtı. Diğer
nesneler gibi, ay ışığında ve mavi gölgeler arasında kendisi parıldayıp sönmüştü şimdi. Her şey
uzaklaştı ona yeniden. Kitaplığın rafında duran kar küresini ters düz etti. Kürenin içinde yaldızlı bir
şölen oldu ve saniyeler içerisinde sönüp gitti bu yağmur. Her şey dinginliğe boğuldu.


Tanrı'nın varlığını ilk kez öğrendiğinde, genç bir kız olmuşken yani henüz, hiçbir şey hissetmemişti.
Ona inandı ve öylece göklerde bir Tanrı olduğunu düşündü. Ama bu, çok da önemli değildi.


Bu hissizlikler, birden içinde bir çığlık kopardı. İrkildi, şaşırdı ve korktu; içindeki Tanrı yoksunluğu,
ilk kez yapıyordu bunu. Ne yapacağını bilemedi. Tiz bir halde tekrar nüksetti çığlık. Sonra anladı.
Bebeğiydi bu.


Odasına gitti sakince. Beşiğin içinde bebek hıçkırıyor, debelenip duruyordu. Kucağına aldı onu. Öptü,
kokladı, bir şeyler fısıldayıp pışpışladı. Susup yeniden uykuya daldı bebek.


Odadan çıkıp salona döndü. Mavi gölgeler, içeri süzülen ay ışığı, nesneler; her şey aynı, yerli
yerindeydi. Kitaplıktan kalem ve bir defter alıp masaya geçti. Şöyle yazdı güncesine:

"Bugün Tanrı'nın varlığına ilk kez gerçekten, daha önce hiç inanmadığım gibi inandım...
İşte, bir anne, hiç kötülüksüz de sevmeyebiliyor bebeğini.
"

© Copyright