AYLAK DERGİ İLE RÖPORTAJ

Yayımlanan birbirinden özgün yayınları ile edebiyat dergileri mecrasına yeni bir so-
luk veren Aylak Dergi Kurucu Üyesi Genel Yayın Yönetmeni Alpaslan Ayaz ile yayın

hayatı ve kuruluş süreçleri hakkında bir söyleşi gerçekleştirdik. Kendisine bu söyleşi-
ye olan ilgi ve emeği için tekrardan teşekkürlerimizi iletiyoruz..

Öncelikle kendinizi tanıtmanız ve yayın kurulundaki görevinizi belirtmeniz ile başlayalım.

Değerli sorularınıza şahsi olarak değil ekip adına cevap vermek istiyorum.

Derginizin kuruluşu, ekibinizin oluşum sürecinden bize bahsedebilir misiniz?

Kuruluşundan, ekibin oluşumuna kadar tüm süreç bizatihi gelişti. Bu işin içinde çok güzel ve güçlü bir aile var. Ekibin oluşumu ve buralara gelmesinin tek kaynağı birbirini ilk defa bu çatı altında tanıyıp çok kısa zamanda aile olmamızdır. Herkes birbirini ailesinin bir parçası olarak görüyor. Bazı yapımlar aile olmayı veya aile gibi

çalışmayı çok ister ama ekip içinde samimi olsanız dahi aile yapısı çok zor oluşur.

Derginizin felsefesi ve kafanızdaki hedef kitle, vizyonu hakkında biraz bahsedebilir misiniz?
Derginin kuruluş amacı aslında Küçük Sahne’nin sesi olmaktı. O dönemde çok gündeme gelmeyen

bir konuydu, sessizce o tarihi yapıyı silmek istediler ve istediklerini yaptılar. İki tarihi mekân aynı pasajın içindeyken, bir an da İstanbul Sinema Müzesi yapıldı, bu müzenin reklamları yapılırken Küçük Sahne’den söz eden bir kişi bile çıkmadı. Çağdaş Türk tiyatrosunun temelini atan ve geliştiren Muhsin Ertuğrul’un mirası silindi.
Muammer Karaca Tiyatrosu’nun inşaatı yeniden durduruldu. Taksim Sineması, Emek Sineması 
gibi mekânları sildiler. Amaç ne? Nedir bu betonlaşma aşkı? Neden ülkemizde sanata ve sanatın icra edildiği o tarihi mekânlara karşı saygı duyulmuyor? Bu konular bizi çok üzüyor ve elimizden gelen tek şey dergi içerisinde bu konuları an-
latmak. Belirlediğimiz hedef kitlemiz yok, herkese hitap etmek istiyoruz, ama şu ana kadar bize 
vakit ayıran tüm okurlarımız popüler kültürden sıkılmış ve okuduğunda o dergiden bir şeyler almak istediği için biz ve bizim gibi olan diğer yapımları seçiyor. Daha önce hiç yayınlanmamış belgeleri yayınladık ve yayınlamaya devam edi-
yoruz bundan dolayı dergimiz arşiv niteliği taşıyor. Gelecek nesiller için tatlı bir arşiv bırakabilmek gurur verici. Son olarak Aylak Dergi hep 
ücretsiz yayın yapacak.

Aylak Dergi, muhtelif dergi yayınlarına oranla okuyucu tarafından çokça değer gören bir kuruluş. Sizi bu alanda öne çıkaran etkenler sizce nelerdir?

Değerli düşünceniz için teşekkür ederiz. Bir önceki soruda bu soruya cevap verdik aslında. Popüler kültürden kaçan okurların bize sığınması diyebiliriz. 

 

Yalnızca yayınlanma amacı taşıyan yazıları düzenlemek değil, aynı zamanda eseri objeleştirerek ana fikrini kullanılan renkler, görseller ile gözümüzde canlandırmakla görevli olan dergi yayınlarında en çok gözünüze batan, dergide aradığınız nitelik nedir?

Bir dergi yapımının kendi dili, fikri olmalı. Okura ve edebiyata bir şeyler katması da önemli diye düşünüyorum. Kendimizden bir örnek vermek gerekirse; şu ana kadar hiçbir yerde benzerini görmediğimiz bir şey yapıyoruz ve adını dahi biz koyduk. Diğer dergilerde bu tarz şeyleri göremiyorum. İyi veya kötü bir şeyleri denemeliler.

Derginin her sayısında birbirinden özgün, yetenekli sanatçıları konu alıyorsunuz. Peki, derginin her sayısında konu alınacak sanatçıları belirlerken dikkat edilen hususlar nelerdir?

Türk Tiyatro Tarihine adını altın harflerle yazdırmış isimlerini, Tarih cinayetini ve betonlaşma sevdasının zararlarını insanlara anlatmaya çalışıyoruz. Dosya konularımızı da bunlara göre seçiyoruz. Elbette anlattığımız konular sadece bunlarla sınırlı değil. İçeriğimizde birbirinden güzel edebi yazılar da sunuyoruz.


Aylak Dergi’ den önce icra ettiğiniz başka projeleriniz var mıydı? Bu ilk projeniz mi?

Daha önce çok fazla işler yaptık fakat Aylak dergi ilk profesyonel işimiz diyebiliriz.


Günümüzde edebiyat alanında kurulan dergi miktarının fazlalığı, özellikle de artık e- dergi formatında icra eden yayınların varlığı sizce yayıncılık kavramını ve editörlük mesleğini nasıl etkiliyor?

Bu soru cevaplaması güç bir soru. Aslında editör yok, jenerik sayfasında ismini editörlerin arasında görmeyi isteyen insanlar var. Şu an biz o sorunu atlattık, çok güzel insanlarla çalışıyoruz.

Dergiye gelen eleştirilerin yayım motivasyonunuzda bir tesiri var mı? Daha önce hiç unutamadığınız bir eleştiriye maruz kaldınız mı?
Bu zamana kadar çok güzel eleştiriler aldık ve bu eleştiriler şu anki Aylak dergiyi oluşturdu. 
Her eleştiriyi dinledik ama işimize geleni, mantıklı olanları umursadık. İpe sapa gelir eleştirileri unutmadık, çünkü o eleştirileri yaptığımız hatalar yüzünden aldık ve o hataları tekrar yapmamak için o eleştiriler bize bir hatırlatıcı görevi

görüyor. Her şeyden öte, süreğen daha iyi bir dergi için çabalıyoruz.

Bu ayki sayımızda konu alacağımız kişi edebiyatın prestij sahibi, muteber sanatçımız, Yaşar Kemal. Bunun hakkında bahsetmek istediğiniz şeyler var mı? Sizce Yaşar Kemal’ in güçlü kaleminin Türkiye edebiyat tarihi açısından tesiri ne derece büyük?

Siz gerekli olan her şeyi anlatacaksınızdır elbette. Yıllarca ırkından dolayı dışlanmış ve değeri bilinmemiş koca yürekli bir ustamız. Yazar olmak isteyenler için ustadan küçük bir anekdot anlatayım. “Gün doğarken kalkıp

yazacaksın, Çehov okuyacaksın! Ben her şeyi Çehov’dan öğrendim. Dönüp dönüp okuyacaksın Çehov’u” diyor Yaşar Kemal.

Bir yıldan uzun süredir dergicilik işinde yaşadığınız tecrübelerinize dayanarak Divit Kalem’e bahsetmek istedikleriniz, tavsiyeleriniz nelerdir?

Defalarca Küçük Prens, Frida Kahlo, öncü şairlerimiz ve özellikle Orhan Pamuk sayısı yapmayın. Küçük reklamlar alabilirsiniz elbette ama bir reklam dosya konusu olmaz. Yolunuz açık olsun.

Bizimle röportaj yapma teklifimizi kabul ettiğiniz için sonsuz teşekkürlerimizle...