window-5850628_1920.png

AYRILIĞIN SON DEMİ

İrem Gül Yılmaz

Taşlaşmış bir tren garının en müspet vakası nedir? Ayrılık. Senelerin getirdiği bir film pozu vardır. Ya
film başlarken başrol trenden iner ya da film biterken gülümseyerek trene biner. Bir tereddüt tutalım
ki başrol hayaline gidiyor, kalanlarsa ayrılığın imdadına. Kim kazanır? Giden değil, kalan da değil.
Yüreğini bu ayrılığa mühürleyen kazanır. Nedir bir yerde kalmak ki bu mahiyet bir yüreğe aitse?
    Bir sevda iki kalbe ufak bir iplikle bağlıdır ya da bir nefret akılla yürek arasına aynı sevgi gibi ince bir
iplikle tutulmuştur. Eğer beklenen, beklenildiği yerde bir yüreğe sahipse gelmemesi sorun değildir.
Sorun beklenmek de değildir. Sorun sadakattir. Aşk ve nefret iki hazin şeyi beraberinde götürür. Güç.
Beklemek güçtür, beraberinde getirebileceği yeni bir kuvvet yoksa beklemek ölmektir. Ben gidişlerin
bir trende başladığına inanmıyorum. Bence akıl, sedef bir sermayede ne denli parlaksa gidiş de o
denli sönüktür. O yüzden karadır trenler, renk mefhumundan bir koyuluğun kömürü ve tozudur
trenin rengi. Gidiş akla girdiği an gerçekleşir. Yoksa bin defa da gider dilber, bin defa da geri gelir.
Somut bir demirin ağır sesi mi duyulması gerek illaki? Fizik, nesnelerden ibarettir fakat bir bekleyiş bin
canın mücerretliğinden de kadimdir. Öyle ya, giden gittiğiyle değil giderken götürdüğüyle kalıyor.
Yanında bir bedeni değil bir bedeni insan yapanı götürüyorsa ne âlâ! O zaman ne gidene ne de kalana
eyvallah denir. Çünkü yürek birliği çifttir ve iki bedene aittir. Kalp dört odacıklı bilim dalında. Yarıya
bölündüğünde yine bir çift kalıyor, iki insan daha nasıl bütünleşir bundan başka?
 
 Leyla mecnuna kavuşsaydı ya da Muhteşem Süleyman şehzade Mustafa’yı öldürmeseydi veyahut
kara tren türküsü hiç yazılmasaydı ayrılık miat doldurur muydu? Aşikar dil, hercai bir destandan daha
payidardır. Bu yüzden bir ayrılık ha bir dilde ha bir diyarda ha bir cihanda duyulmuş ne yazar! Bir
ayrılık iki candan kopmuşsa daha da heveslenmez bahar, daha da biçilmez antlar.
 
  Ayrılık iki türlüdür. Biri ölüm biri mecburiyet. Sanki farkları varmış gibi! Benden giden bir daha
nefesini veremeyecekse benim mecburiyetimdir. Benden giden bu sürgünde mecburluğu beline
sıvazladıysa benim ölümümdür. İki türlü de biri ölür biri yaşar; yaşayan ölene sadıksa devam eder
işleyiş. Her gün aynı yerden aynı otobüs kalkar, yine aynı saatte vapur karşıya geçer ve insanlar yine
doğar. Tut ki yaşayan içinden döndü ve ihaneti tanıdı, ölen ihanetin cefasını çeker mi? Ölene cefa
yakışmaz, ölene vazgeçiş yakışır. Yakışmak sorun değil de bir hissiyat bir insanda emanet duruyorsa
zaten yaşanmaz ki! Benim nazarımda yakışmak bir yarımı yarım etmek gibi bir yarımı tamam etmek
değil. Nedir bu hülasa çelişki demezler mi? Derler de ben de sorarım; bir yüreğe yakışan nedir? Aşk,
sevgi vs. Peki bir aşk yarım bir yüreği tamam eder mi? Hayır çünkü her aşk bir ayrılık taşır ve her
ayrılık bir yarımı alır ve götürür. O yüzden benim nazarımda bize yakışanlar bizi yarım bırakır.
  Hep iyi şeyler mi yarım kalır? Hayır. Mesela bir kin de yakışanını bulduğunda yarım kalır. O yüzdendir
ayrılık hep bir eksikliktir. Yakışan eksiltir, yaşayan tamama erdirir. Ayrılık bu denli kuytu bir his işte. Ne
bekletenden ne de bekleyenden sorulur. Beyhude olmayı en çok hak eden yürektir o yüzden. Hem
cefanın hem sefanın pejmürde maliki yürek. Bu yüzden ayrılığın anası yürektir. Yetim bir ayrılık
sadece vardır. Varlığı bir sonuç doğurmaz, bir varlık eğer sebebe nail değilse var değildir. O yüzden
ayrılık ancak yürekle bağlıdır. Yüreksiz ayrılık, ayrılıksız yürek olmaz. Hülasa ayrılığın değmeyeceği
insan yoktur. Değene sabır, değdirene sadakat dilerim.

AYRILIĞIN SON DEMİ- İrem Gül Yılmaz

  • Facebook
  • Twitter
  • Beyaz Instagram Simge