pexels-italo-melo-1998827.jpg

BANA ÇOCUKLUĞUNUZU ANLATIN, SİZE GELECEĞİNİZDEN BAHSEDEYİM

Emel Bulut

Ailemizden şiddet gören çocuklar olmadık hiç… Evet, dövülmedik, itilmedik, bedensel hiçbir güce
maruz kalmadık.
İşte babamın yıllarca kendini haklı çıkarmasını gerekli kılacak en güçlü kozu buydu elindeki. Ben size
minicik bir fiske dahi vurmadan büyüttüm.
“Ama benim babam” diye devam ederdi.
Dedem için her şeyin hata olduğunu, minicik şeyleri bile affetmediğini, dövdüğünü, sövdüğünü,
kırdığını.
Hatta babaannem ve babamın da çoğu zaman nasiplendiğini söyler dururdu.
Anlayacağınız babadan oğul’a miras.
Babamın ağzından çıkan bu cümleler de, sanki dünyanın en güzel şeyini anlatıyormuş gibi pür dikkat
dudaklarının kıpırdayışını inceler, gözlerimi gözlerine diker kırpmadan seyrederdim.
İçimden hep aynı şeyi geçirerek, bir gün mutlaka fark edeceği düşüncesi ile öyle müdahalesizce
beklerdim.
Biz üç kardeşiz; ablam, ben ve küçük kardeşim. Ablamla aramda dört, kardeşimle ise on yaş vardı.
Ortanca kardeş olmak sanki nasıl desem hep duygular arasında sıkışıp kalma hissi uyandırırdı bana.
Gerçi pek de değiştiği söylenemez.
Ablam ben lise son sınıf da iken bizden 800 km uzaklığa evlenerek yeni bir yola bıraktı kendini. Bir
nevi kaçıştı aslında.
Küçük kardeşimle üniversiten sonra birlikte yaşamaya başladık, babamın açtığı boşlukları
kapatabilirim, hem onun hem de kendi yaralarımı sarabilirim sandım.
Olmadı…
Bir gün bir odada ikimiz birden ağlarken buldum kendimi…
Hem de nasıl ağlamak…
Tam üç gün boyunca baş ağrısı çektik.
Dedim ki hadi gidiyoruz.
O zamanlar bir mağazada satış danışmanı olarak çalışıyorum, zaten çok zor geçinebiliyoruz.
Neyse bir Psikiyatri uzmanı bulup çaldık kapısını.
Hiç unutmuyorum ilk söylediği şeyi…
“Biraz çocukluğunuzdan bahsedelim mi”?
İşte o zaman anlamıştım aslın da ağrıyan yerimizin ruhumuz olduğunu.
Neyse haplarımızı aldık başladık kullanmaya.
Ben öyle bir inanmıştım ki, bu küçücük ilaçlar değiştirecekti her şeyi.

Artık yaşıtlarımız gibi davranabilecektik.
Korkmadan, terk derdimiz sevecek birini bulmak olacaktı.
Yine olmadı…
Zaman durmadı tabi, bazı geceler omuz omuza, bazı geceler birbirimizden habersiz tükettik içimizde
kalan tüm ümitleri.
Üzerine titredim kardeşimin her zaman, içinde ki eksikliği gidermek adına tüm gücümle çalıştım.
Omuzlarımın tüm isyanlarına rağmen kocaman yükler bıraktım sırtıma gencecik yaşımda.
Ne yaparsam yapayım mutlu olmayı bir türlü beceremedik.
Bir gece daracık balkonumuz da nefeslerimizin dumanı çakışırken “abla” dedi…
Hemen anladım tabi, içimi parçalayacak bir sonla biteceğini.
Devam etti, sence mutluluk öğretilen bir şey miydi?
Sustum. İnsan bilmediği bir şeye cevap verebilir miydi?
Bir gün, çocukluğumuzun üzerinden epey zaman geçmiş, annemle babamı ziyarete gittik.
Dedik ki bu defa anlamıştır, değişmiştir, fark etmiştir yaşamış olduğumuz tüm hayal kırıklıklarını.
Nasıl bekledik, hâlbuki insan başarabilirdi kaç yaşında olursa olsun yeniden başlayabilmeyi.
Olmadı. Bu olmayış bir ömre bedeldi.
Babam yaşlanmıştı hem de gençliğini unutturacak kadar.
Oturdum karşına yine gözlerim gözlerin de “ben sizi bir tikse vurmadan” büyüttüm, hiç değişmeyen
cümleler.
Diyemedim. Boğazıma sıralanan onlarca söz takılıp kaldı öylece.
Babam şiddeti severdi hem de öyle böyle sevmek değil.
Çok sinirlenir işte o zaman resmen gözü dönerdi.
Bize vurmazdı evet ama evde kırıp dökmediği hiçbir şey kalmazdı.
Annem ve üç kardeş öylece kasırganın bitmesini beklerdik.
Kaç sabah kırık camlar üzerin den atlayarak okula gittim bilmiyorum.
Kaç gece şimdi sakinleşecek ve normale dönecek diye kâbuslar içinde uyumaya çalıştım bilmiyorum.
Bir gün okuldan geliyoruz ablamla, kardeşimin minicik ellerin de kesikler yolun ortasın da bizi
bekliyor.
Aynı anda birbirimizin gözlerinden akan yaşları hiç unutmuyorum.
Koca bir hayal kırıklığı, korku, kaygı hemen koştuk eve.

Annemin kucağın da onun için aldığız vazo, parçalanmış çiçekleri öylece bir damla gözyaşı dökmeden
oturmuş sanki önünde bir ekran varmışta çok önemli bir şey izliyormuş gibi dalıp gidişi içimizden
çıkmayan koca bir yara.
Evet baba…
Sen bize bir fiske bile vurmamıştın. Peki annemize… İçimizdeki hayallere… Çocukluğumuza…
Gençliğimize… Geleceğimize…
Peki, ne zaman öğreneceksin baba?
Ruhumuza attığın her fiskenin şiddetin en büyüğü olduğunu ne zaman fark edeceksin?

© Copyright