CANKAT KALYONCU İLE RÖPORTAJ

2012 yılında iş hayatının yoğun ve rutin temposundan sıkıldığına karar vererek internet şirketini satıp her zaman kurduğu sanat yapma hayalini gerçekleştirme yolunda ilk adımını atan Cankat Kalyoncu, çıkmış olduğu yolculukta bir gezgin olarak farklı ülkeleri, kültürleri ve sanatlarını keşfet- me ve böylece kendi geçmişi ile yüzleşip geleceğine bir kapı aralamış oldu.
St.Petersburg'ta Repin Institute of Art ile başlayan sanat eğitimi. Florence Academy of Art New York’ta Akademik Resim ve Desen eğitimi ile devam etti. Türkiye’de ressam Mustafa Özel atölyesinde iki yıl kadar çalışmalarına devam etti. Bu süre içerisinde Art Students League of New York'ta perspektif ve çağdaş resimde yeni teknikler gibi çok sayıda atölye çalışmasına katıldı. Ayrıca İtalya'nın sanat ve tasarım akademilerinden IED'de görsel hikaye anlatıcılığı eğitimini tamamladı.

ABD, Rusya, Yunanistan, İtalya, Moldova ve Türkiye gibi çeşitli ülkelerde sergilere katılan Cankat Kalyoncu ile dergimizin Haziran sayısı için bir söyleşi hazırladık. Kendisine bu söyleşiyi mümkün kıldığı için teşekkürlerimizi iletiyoruz...

Öncelikle, kendinizi tanıtmanız ile başlayalım; ülkemizde sesini duyurabilmiş bir sanatçı olarak yaptığınız atılımlar ve gerçekleştirdiğiniz projelerden bize biraz bahsedebilir misiniz?

İsmim Cankat Kalyoncu, ANKARA, 1976 doğumluyum. Üniversite eğitimimi Hacettepe’de mühendislikte tamamladım. Ardından pazarlama ve marka yönetimi eğitimi ile devam etti.

Resim ise benim için hiç bitmeyen bir tutku gibiydi. Çocukluğumdan beri her gün saatlerce resim yapar, hayaller kurar ve tekrar kurduğum hayalleri kağıda dökerdim. 20’li yaşlara kadar hiç durmadan devam eden bu tutkum, üniversite eğitimim ve sonrasında iş hayatına bir girişimci olarak girmemle yavaşladı. Ancak bir sabah kalktım ve ne yapıyorum dedim ve tekrar resime başladım ama bu sefer çizmekle yetinmedim ve boyamaya başladım.

Mükemmelliyetçi tarafım işi gücü bırakıp beni resim eğitimi almaya yönlendirdi ve önce Rusya’ya Imperial Academy’e ardından New York’a Florence Academy of Art’a yönlendirdi. Bu okullarda diploma ve sertifika programlarına sadece zamanım yetti. Ardından Türkiye’ye dönünce, Mustafa Özel hocanın atölyesine başladım ve 2 yıla kadar yanında hem öğrendim hem de bir profesyonel olarak sanat yolculuğum başladı.
Şu ana kadar 5 kişisel sergim oldu. Ancak sonuncusu karantinaya denk geldi ve işler izleyici ile buluşamadı. Bugüne kadar resimlerime figür, yapılandırılmış gerçeklik ve kolaj damgasını vururken, son dönemde daha eklektik bir yaklaşımla gerçekçilikten daha illüstratif bir dile geçtim. Tuval üzerinde yarattığım alanlarda figür ve iki boyutlu illüstrasyonu bir fikir çerçevesinde bir araya getirmeye başladım. Yağlı boyadan daha çok karışık medyaya geçiş yaptım ve video sanata başladım. Kasım ayında yeni bir pandemi ile karşılaşmazsak yeni sergim hem bu geçişe hem de son işlerime şahitlik edecek.

Sanata olan ilginiz geçmiş yıllarda yaşadığınız hatıralar, aile ortamı vb. etkilere mi dayanıyor?

Sanata olan ilgim sanırım genetik. Annem bir tekstil tasarımcısı idi, babam ise kara kalem resim çizerdi. Ailem sanatı ve tasarımı her konuda olduğu gibi desteklerdi. Kişisel olarak merakım ise çizgi romanlara olan hayranlığım ile hep paralel olarak ilerledi. Resimlerimde aileme ya da yakınlarıma çok fazla yer vermem çünkü üzerimde yoğun psikolojik yükü oluyor ve o duygu ile baş edemiyorum. Bu nedenle tuvallerimde hep yabancılar ya da kısa süreli tanıdıklar yer alıyor.


Türk insanının sanata ve kendi geleneksel sanatına yaklaşımını nasıl buluyorsunuz?
Son 10 -15 yılda müzelerin ve başarılı sergilerin de etkisi ile sanata olan ilgi gerçekten çok yüksek. İçi ne kadar dolu bilmiyorum ve ilgilenmiyorum. Çünkü sanat kültürü bu şekilde gelişiyor ve zamanla olgunlaşıyor. Her kesimden insanı bir galeri ya da müzede bir arada görebiliyorsunuz. Çok mutluluk verici.


Resime ek olarak çeşitli tiyatro oyunlarının sahne tasarımcılığını yapmışsınız. Edebiyat veya müzik alanında da gerçekleştirdiğiniz profesyonel / amatör projeleriniz var mı?
Evet, sahne sanatlarına çok ilgim var ve karşıma üç defa böyle bir fırsat çıktı ve hemen üzerine atladım. Ama reklamcı olmam nedeni ile yaptığım işte sürekli olarak bir sahne tasarlıyorum. Reklam filmleri, ürün çekimleri,.... Aslında hepsinde kurgulanmış sahneler var.

İleri veya yakın zaman için gerçekleştirmeyi planladığınız başka projeleriniz var mı?

Kasım ayında beni yeni işlerimden dolayı çok heyecanlandıran bir sergim var. Heyecanlıyım çünkü işlerim çok ve çok hızlı değişti. Aynen yaşamım gibi.... Tek bireye bağlı ya da takılı kalamıyorum. Bu nedenle sürekli bir değişim kovalıyorum. İzleyicilerin ilgisini de bu nedenle çok merak ediyorum.

Çeşitli akademilerde sanat alanında eğitimler alan biri olarak Türkiye’nin görsel sanatlar alanındaki eğitim anlayışını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Türkiye’deki okulları çok fazla bilmiyorum ama Hacettepe, Marmara ve Mimar Sinan’dan çok başarılı sanatçılar çıkıyor. Demek ki iyi bir şeyler yapıyorlar. Bence sorun risk alamamak ve dünyaya açılamamak. Zihinlerde böyle bir bariyer ve buna hiç gerek yok. Eserlerinizde genel olarak bahsettiğiniz ortak felsefe, anlatılmak istenen unsurlar nelerdir?

Çok zor bir soru ve cevabı sanırım çok karmaşık. Çünkü akışa inanıyorum. Kalbim ve zihnim kompozisyonu hazırlarken bir noktaya doğru akıyor ve beni yönlendiriyor. Ama genel olarak kara madde, paralel dünyalar ve figürün boşlukta kaybolmuş hissi resimlerimde gerçekliği yapılandırıyor.

Nietzsche kendisini daha üretken yaptığı ve baş ağrılarını giderdiği için yazılarını yürürken yazdığı söylenir. Tchaikovsy’ nin de üretkenlik için günlük ritüeli yürüyüşe çıkmaktı. Peki sizin resimlerinizin icrası sırasında veya fikir üretmek için bir ritüeliniz, devamlı tekrarladığınız bir alışkanlığınız var mı?

Beni en çok tetikleyen şey sanırım rekabet. Tıkandığımda boş tuvale bakar ve başarılı olmuş sanatçıları hayal ederim. Bir süre sonra daha iyisini yapmalıyım diye tetiklenirim. Kütüphanem sanat ile ilgili yüzlerce kaynakla dolu ve gaza gelmem için bana müthiş referans sağlıyorlar.

Doğuştan gelen sanatsal yeteneğin ve sanatçının kendi edindiği deneyimlerinin yanında sanat tarihi bilgisinin önemi de büyük. Peki, sizce ressam olabilmek için akademik eğitimden geçmek şart mıdır?

Çok yetenekli de olsanız bence sanat tarihini ve sanatın geçmişten günümüze gelişimini bilmeden, anlamadan iyi, farklı ve çağdaş sanat yapmak mümkün değil. O nedenle belki akademik eğitim gerekmese de çok okumak gerekiyor.

Çağdaş sanatın beğenilen isimlerinden biri olarak, Türkiye’deki koleksiyonerlerin sanata dair yeterli bilgiye sahip olmamaları hakkında söylenen eleştirilere katılıyor musunuz?

Çok bilgili olanı da yatırım aracı olarak göreni de bir süs objesi olarak alanı da var. Üçü de doğru. Koleksiyon yapan bir ressam olarak, üç nedenden dolayı da alıyorum. Ancak koleksiyonerlerin en büyük hatası risk alamaması ve sadece belli isimleri alması. Bana çok sığ ve sıkıcı geliyor. Evimde 39 farklı sanatçıdan 42 farklı iş var. Hepsinin ortak noktası insan. 

Sanat alanında edindiğiniz tecrübelerinize dayanarak genç, amatör ressamlara yaratım süreçleri ve kariyerleri hakkında ne gibi tavsiyeler verirsiniz?

Bol bol boyasınlar, yeni teknoloji ve teknikleri öğren-
sinler ve yapılmayanı araştırsınlar.