10-E. ŞENSES, Uyanış, 80x100cm, T.Ü.Kola

CENNETTEDOĞAN

Lavinya Öz

  • Beyaz Facebook Simge
  • Beyaz LinkedIn Simge
  • Beyaz Pinterest Simge
  • Beyaz Heyecan Simge

Tam üç gün boyunca mücadele etti kadın.
Diğer sekiz balasında böyle olmamıştı hiç. Gıkı bile çıkmamıştı.
Canından can… Kanından kan…


Bu kez; ne ana doğurabildi, ne balası doğabildi…


Feryatlar içinde süren bu mücadele sonunda: “Benim ömrümden al, yavruma ver ya
Rab!” dedi ana ve bitâp düştü hayata yorgun bedeni.
“Benim ömrümden al, yavruma ver ya Rab!” dedi ama anasının ömrü kadardı bebesinin
de mühleti. Ne ana alıp da koynuna emzirebildi ne bebe gardaşlarına sesini duyurabildi.
Kadınlar ağıtlar yaktılar…


Duyabilme eşiğinin çok ötesindeydi çığlıklar.


Baba düşlediği gibi; ne ata bindirebilecekti artık balasını uçsuz bucaksız bozkırlarda, ne
de yurt sevgisi kondurabilecekti yüreciğine.


Ne saçlarına takabilecekti elindeki çiçekleri artık yârinin, ne de içine çekebilecekti sıcak
nefesini.


Çiçekler yere düştü takatsiz elinden, atları sahipsiz kaldı ve kendisi yetim…


Çiçeklere lotus (1) dediler, atlara kanat taktılar ve başladı Ayıısıt Töreni (2).
Dolunaydı.


Tanrıça Umay (3) göründü beyazlar içinde olanca güzelliğiyle, ışık ışık yaklaştı bu
şehitlere. Gülümsedi. Bala ile anayı sarıp sarmaladı, her ölüm yeniden doğmaktı.
Kadınlar ağıtları kestiler. Hemen bir çömlek yılan sütü getirdi kadınların en yaşlısı ve
sonsuz bir saygı ile eğilerek bıraktı çömleği Tanrıça Umay’ın ayağının dibine. Tanrıça
Umay, küçük ve beyaz sağ ayağının ucu ile dokundu çömleğin içindeki süte. Süt
köpürdü, köpürdü dönüştü bir beyaz denize. Ufuk çizgisi üzerinde beyaz taştan bir ada
belirdi. Birden göğü yırtan bir çığlık duyuldu; yaklaştıkça gürleyen… Ardından ihtişamlı
kanat sesleri...


“Akbuzat (4) geldi!” dedi çocuklardan biri.


Akbuzat kanatlarını serbest bıraktı süt denizinin üstünde. Kanatlar süt denizine değer
değmez birleşip bir kayığa dönüştüler ve Akbuzat; küreklerle kayığı çeken bir insana.

Tanrıça Umay ağır adımlarla bindi kayığa, kollarında ana ve balası, bir pusula gibi durdu
ayakta. Akbuzat küreklere asıldı. Beyaz, taştan adaya doğru yola çıkıldı.
Sessizliği bozan tek ses süte batıp çıkan küreklerden gelmekteydi, onun dışında her yerde
koyu beyaz bir sessizlik...


Adaya vardılar. Göğe uzanan servilerden gelen bir esinti ile “Selam size!” dendi.
Adada; hepsi de geçmiş günlerdeki güzel anılara açılan pek çok kapı ve pencere var idi.
“Ölüler Adası” (5) dediler, öyle resmettiler fakat burası bilen için ada şeklinde bir
ölümsüzler geçitiydi ve Tanrıça Umay bu ruhları kıyamete değin korumak için buraya
getirmişti. Kayıktan indi kollarında ana ve balası. Akbuzat yine görkemli ve beyaz bir at
oldu. Tanrıça Umay kollarındaki anayı beyaz toprağa bıraktı, denizden bir avuç süt
avuçladı, ananın ağzına damlattı, ana açınca gözlerini; bebesini emzirsin diye kollarına
verdi.


Ana emzirdikçe deniz çekildi… Kurudu.


Ana emzirdikçe balası büyüdü, gelişti… Yedi yaşında bir çocuk oluverdi.
Akbuzat aldı sırtına Tanrıça Umay’ı, çığlığa benzer ötüşlerle kayboldular göğde.
Süt denizinin çekilip kuruduğu yerler yemyeşil çayırlara dönüşüverdi ve lotus yağmurları
başladı cennette.


Anasının, ismini “CennetteDoğan” koyduğu oğul, gökten bir lotus çiçeği koparttı ve
babasının yadigârı olan anasının saçlarına taktı.

 

 

(1) Lotus: Mitolojide sonsuz yaşamın simgesi kabul edilen çiçek. Diğer adı; Nilüfer.
(2) Ayıısıt Töreni: Türk Mitolojisinde Doğum Tanrıçası Umay Ana ile ilgili bir uğurlama törenidir.
(3) Tanrıça Umay: Türk Mitolojisinde Doğum Tanrıçasıdır. Doğumdan sonra anneyi ve bebeği koruduğuna
inanılır.
(4) Akbuzat: Türk Mitolojisinde kanatlı, uçan bir at. Diğer adı; Tulpar.
(5) Arnold Böcklin’in aynı adlı tablosuna gönderme içermektedir.