pexels-mike-114820.jpg

DÖNÜŞÜM OLUŞ DEĞİL SONUÇTUR

Mukaddes Arzu Köklüağaç

Gregor Samsa…  Kendi halinde yaşarken böceğe dönen adam. Belki de bir kadın, ya da
çocuk. Dönüşmeye de hevesli değil üstelik. Sadece doğrularıyla yaşamak, yapabildiği kadarıyla
da var olmak istiyor. Meziyetleri kısıtlandığı anda da yakınları tarafından acımasızca
yargılanıyor. İşe yaradığı eski günlerini gözden geçirince, o günlerin kabullenişine yeniden
ulaşmak için yoğun bir çaba harcıyor. Babası, annesi, kız kardeşi, patronu, müdürü onu öyle
böcek görünce artık işe yarayamayacağını düşünerek, yeni varlığından hoşlanmıyorlar.
Gregor’un var olma süreci arttıkça onların da yok etme iştahları kabarıyor. İlk başlarda hiçbir
gücün birleştirmediği bu karakterler aynı amaç için birleşince böceği yok etmek için ellerinden
geleni yapmaktan geri kalmıyorlar.


Böcek öyle  güçlü ki onu yok etmek sanıldığı kadar kolay olmuyor. Yataktan, duvardan, kapı
arasından ulaşılmaz neresi varsa oradan giriyor içeriye. Sesi anlamsız ve boğuk. Herkesi
duyuyor, işitiyor, ama konuşamıyor. Ne kadar tiksindirici olduğunu ailesinin gözünden
gördüğünde, anlamsızlığın girdabına kapılıp, yaşamlarından silinmeyi onlardan daha fazla
istiyor: 
“Gregor arkasına bir dönebilse hemencecik odasına geçerdi ama çok zaman alacak dönme
hareketiyle babasını sabırsızlandırmaktan çekiniyordu, bir yandan da her an babasının elindeki
bastondan sırtına veya başına ölümcül bir darbe inme tehdidi vardı. Sonunda Gregor'un başka
şansı kalmadı çünkü Gregor dehşet içinde fark etmişti ki geri geri giderken yönünü bile
tutturmaktan aciz kalıyordu."


Benzerlerinin çoğalmasını istediğinde insan nasılda azalıyor? Aynılaşmak hücrelere asalak gibi
yapışınca atılan çığlıkta bumerang etkisiyle geri dönüyor.  Bu av  oyunu öyle etkili ki denemek
bile yürek ister, çünkü atılan ok atanı da öldürebiliyor.


Gregor Samsa da kendi oyununun güçlü bir parçası. Kafka kafasıyla şekillenen romanın
başkahramanı. Toplum ona ne rol vermişse o da elinden geldiğince oyununa sadık kalmaya
çalışıyor.


“Gregor Samsa bir sabah bunaltıcı düşlerden uyandığında, kendini yatağında dev bir böceğe
dönüşmüş olarak buldu.’’ Kitabın ilk cümlesi böyle başlasa da Kafka'nın hikayesi böyle
başlamaz: 
“Kısa süre önce, küçük bir çocukken babam tarafından yenildiğimi ve sabit bir şekilde
yenilmişken, tüm bu yıllar boyunca ihtiras nedeniyle savaş alanını terk edemediğimi hayal
ettim." Diyerek, Dönüşüm'ün sinyallerini verir, Franz Kafka. 


Kimin kime yenildiğinin tanıklığını yapamasam da o ebedi sessizlik konuşturur. Gitmek ve
kalmak, susmak ve konuşmak arasındaki med-cezirlerde seçenekler bellidir aslında. Sizi
anlamamakta ısrarlı olanlara verecek cevabınız yoksa ya susmayı denersiniz ya da kalkıp
gidersiniz. Hele bir de yok sayılmışsanız sevdiklerinizin gözünde, gönlünde olmadıklarınızın
yanında olmanız anlamsızdır. İlk fırsatta yaşamlarından atmak isterler sizi:

"Buradan gitmeli, tek çare bu, baba. Ama onun Gregor olduğu düşüncesini kafandan atman
gerek. Bizim asıl felaketimiz, bunca zaman bu düşünceye inanmış olmamız. Fakat o nasıl
Gregor olabilir ki? Gregor olsaydı eğer, insanların böyle bir hayvanla birlikte yaşamalarının
olanaksızlığını çoktan anlar ve kendiliğinden çıkıp giderdi."


Sorunların varlığı çözüm aramaya iterken, yoğun duygular sağlıklı düşünmeyi de engeller.
Olay örgüsünün kördüğüm sarmalında, görünmez olmayı dilemek ortak yanımızdır belki de.
Olaylar yatışıp, sakinleştiğinde değişim yolunda adım atabilmek, o anın değil, uzun bir sürecin
sonucudur halbuki.


Dönüşmek, radikal değişimlerden imkansız olanıdır. Çünkü varılan noktadan geriye bakmak,
geçmişteki gibi yaşamak olağan değildir artık. Değişim kişinin tekelinde iken dönüşüm
sonuçtur ve yaşanacak olanlarda şansa bırakılmıştır. Yaşamımızda iz bırakan kavramların
birçoğu güçlü bir iktidarın varlığını hissetmekle başlar. Güçlü yönlendirmelerin altında
şekillenen yaşam biçimleri de o otoritenin bir sonucudur.


Kimse Gregor Samsa olmak istemez hayatta, babasının rolünü kapmaya da niyetli değildir.
Bunlardan biri böcek, diğeri de böcek olmasına katkı sağlayan kişi ise her ikisi de itici gelir
insanlara. Olayları öykü gözüyle irdeleyecek olursak, “Dönüşüm” Franz Kafka’nın kalemiyle
şekillenmiş olağanüstü bir kitaptır. Öyküyü yaşama uyarlarsak, kaç kez böcek rolüne
soyunduğumuzu, kaç böceği kapımızdan kovduğumuzu anımsamayız bile.


İtiraf ediyorum, böcek olmuşluğum var! Gözükmeden, ürkütmeden kuytu bir köşeye sinip
yaşamımı kolaçan ederim ara sıra. Tek farkla, Gregor Samsa olmayı denemedim. Her ne kadar
zaman zaman bir köşeye sinsek de göründüğümüz zamanlarda da Samsa'dan farklı yanlarımız
olmadığını düşünüyorum. Kafka, “Herkes, beraberinde taşıdığı bir parmaklığın ardında
yaşıyor.” Derken bizi de aynı cenderenin içinde tasavvur etmiştir belki de. Yaşamımızın çeşitli
evrelerinde hayatımıza girenlerin etkisini düşündükçe esaretimizin sınırlarını belirlemek,
tahayyül sınırlarımızın dışında olsa gerek.


Dönüşüm’ü okuyup yaşamı irdelediğimde, insanların çıkar çatışmalarına girdiklerinde fayda
göremediklerini yok saymalarını anlamak için kitabın kahramanı olmak da gerekmiyor. İşe
yaramayı zihinlerinde kurgulayıp, yaramadığını düşündüğü anda acı çekmelerine  göz
yumanlar ile Gregor’un babasının ayrımını yapamadım doğrusu. Mükemmeliyetçi tarafımızla
gömüde kalmış yanlarımızı aklayarak,  bizi tüm gerçekliğiyle yansıtanlara saplıyoruzdur belki
de oklarımızı. Nihayetinde herkes kendi aynasında yalnız kendi gerçeklerini görür, görmeye
meyilliyse o da.


Gregor Samsa, kendine  acı verenlerin menfaatçi dünyasından sessizce uzaklaşıp çekilse de
yaşadıkları çoğumuzun zihninde yer ediniyor. Franz Kafka'nın gerçekleri dünyasını öyle
alabora etmiş ki öyküdeki dönüşüm ve yok oluş safhaları insanın içini onulmaz bir yara gibi
acıtıyor.  Kitapta anlatılan kimin ailesi orası muamma. Lakin bir yanı öyle tanıdık, bildik ki.
İşte, o yanı yıllardır yaşatıyor Dönüşüm’ü ve  yazar Franz Kafka’yı.