pexels-flora-westbrook-3721867.jpg

DÖRT ODADAYIM, SENDEYİM

Sefa Fırat

‘’Bendeniz güller bahçesinin bülbülü. Sizse bu bahçenin tek kırmızı gülü.
Efendim, kusuruma bakmayın ama, sizin dalınızdan başkasına konamam. Sizden
başkasında olamam. Bir kere gözlerim sizden ayrılamazken ayaklarıma nasıl
hakim olayım? Bunu benden istemeyin, lütfen. Lütfen efendim…”


Meftun görülen ben, şu çölün yalnızıyım. Kitapların ayracı, saatlerin sayacıyım.
Bir gürgen dalıyım. Bir gülün güzelliğinin şahidi, gözlerinin şehidiyim. Ben
tepeden tırnağa kanım, kırmızıyım. O tepeden tırnağa bulut, beyaz… Çok kitap
okumanın yaşananlara isim vermede büyük katkısı vardır. Yani pek zorlanmaz
böyle insanlar. Onlar kelime baykuşudurlar. Onlar için kelimenin sınırı yoktur.
Kelime her yerdedir. Sağı, solu, arkası, önü yoktur. Öylesine somdur, öylesine
hoştur kelimeler. Mavi dersin sen onlara, baykuş edasıyla tarar zihnini, çıkarır
önüne olur olmaz kelimeleri. Hüzün mü dersin, huzur mu dersin yahut zıt
kavramların buluşması mı dersin bilemem. Ne bileyim, bir yapraktan
bahsederken onun bir gövdesi olduğunu, toprak altında tuttuğu bir sırrının
olduğunu bahsetmez. O bahsedilmez çünkü. O öyledir. Onu herkes bilir. Ya
bilmeyen yok mudur, vardır tabi belki çoktur da bilmeyenlerin sayısı. Ama
anlatılmaz işte bunlar. Nedensizdir, sormayın. Araştırmayın, bu büyüyü
bozmayın... Gözlerin anlattığı şeyler vardır mesela. Bir bakış, çok şey anlatır
insana. Göz dili vardır insanlarda. Onlar gözleriyle de konuşurlar. Onlar
gözleriyle de susarlar. Nasıl kalbe ilişen zihinde yer edinenden daha kıymetli
ise, gözden çıkanda, dilden çıkandan üstündür, kıymetlidir. Ben sözü çok
uzatıyorum biliyorum ama, gözümü görmüyorsunuz okurken. O ne de kısadan
bahsedip geçiyor aslında. O bir noktaya sığdırıyor sevda cümlelerini. Yazıda,
dilde bu kısalık olur mu hiç. Ele düşende, yere düşende saf bir güzellik beklenir
mi hiç? Beklemeyin benden de...


Nefeslerinden yorulur mu insan? Ben yirmi yıldır her gün gidecekmiş gibi
yaşıyorum. Bir yapboz parçası alıyorum her seferinde elime, bu düşüncelerden
sonra. O parça o parçanın eşiydi, diyorum. Başkasında olmazdı, başkasında
garipti diyorum. Aklım değil, kalbim gidiyor ona. Dört odacığı da girintili
kalbimin, dört odacığı dört mevsimiyle çıkıntılı kalbinindi. Benim ağzıma
dolayıp, edebiyat diye sunduğumu bir şair gözüyle söylemiş olacaktı ki. O kadar
net, o kadar sarılıydı sözcükler birbirine. Ben sana mecburum, bilemezsin..


Ah, kim bilir hangi çocuğun gözlerini kıskandın da ona büründü gözlerin. Kim
bilir hangi buluta hüzün yükledin de insanlar yağmur diye kaçıştılar. Devam

edemeyeceğim, zira her harfin bir bıçak düzeni aldığı kelimelerimde daha
fazlası bir yaşamak dilemek olurdu ve biliyor musun ben hiç ölmenin öldüğünü
görmemiştim ve yaşamanın İstanbul’u olmamıştı. Ben hiç kötü esen rüzgar
görmemiştim. Şimdi ise kötü rüzgar saçlarını götürüyor diyecek haldeyim.
Çöllerin serabı, gözlerin duasıyım… Bir şey daha:


Bu çöl, o eski Sina mıdır,
Serabında rüzgar ufalanıyor,
Kayboluyorsun, ben yokum…

DÖRT ODADAYIM, SENDEYİM- Sefa Fırat

  • Facebook
  • Twitter
  • Beyaz Instagram Simge