1610038586582_C345660B-25C8-4885-B25C-A8

FERAYE BİR CADI

KAZANI

Dürdane Akdoğan

Feraye bugün sana hiçbir şey anlatmak istemiyor canım. Bugün, üç gündüz, dört gece
yaşadım. Bazen zaman bizim ona biçtiğimiz değer ölçüsünde akar. Bazen de bizim isteklerimizden
bağımsız olarak anlayamadığımız bir biçimde yavaşlar, yavaşlar; duracak sanırsın ama bir türlü
durmaz. Durgun sandığın ama “akarsu “ diye adlandırdığın bir ırmak gibi, coşmayı, koşmayı bekler.
Zaman için de akacak bir yatak bulmak elzemdir tıpkı ırmak gibi. Kişilerden, mekanlardan bağımsız
zaman olamaz. Fakat bazen ben duruyorum, öylece duruyorum; günler, geceler geçti sanıyorum,
bakıyorum sadece iki saati devirmişim. Bazen ben fark etmeden sabah oluyor, hangi gündeyiz
anlamak için takvime bakmak zorunda kalıyorum. Zaman, etimin kemiğimden sıyrılması gibi sıyrılıp
çekiliyor hayatımdan. Hem acı hem namümkün, fakat bir o kadar da gerçek... Evet bu anlattıklarım
gerçek. Zamanı fark edemiyorum, kaçırıyorum; durmuyor ki bir yerde kör olasıca. Masada boş bir
bardak gibi, defter, kitap gibi olduğu yerde bekleyen bir nesne değil zaman. Göremiyorum,
işitemiyorum. Beş duyumla algılayamadığım her şey bende büyük bir boşluk hissi yaratır. Sahra çölü
gibi geniş, karanlık bir çukura var gücümle haykırsam, zamanı arasam yine yetişemeyeceğim sanki.
Çoktan çukurun dibini boylamış, başka dehlizlere dalmış, adeta benden kaçıyor gibi. Belki de sadece
benden değil herkesten kaçıyordur kim bilir.

Feraye bugün sana hiçbir şey anlatmak istemiyor canım. Anlatmak isteseydim bu kadar güzel
bir Akdeniz gününde, güneşli, tertemiz havanın insanı yeniden var ettiğini, adeta doğa ananın bizleri
yeniden doğurduğunu anlatırdım. Yeni bir can, yeni bir yaşam… Ama bunlar mutlu ve umutlu anlardır.
İnsan bu anları toplayıp kendine güzel hatıralar yaratır. Senin güzel hatıralar hak ettiğini
düşünmüyorum. Senin toplayacağın anlar, olsa olsa bir cadı kazanının dibinde kalan artıklar olabilir.
Kim bilir kimin hayatını mahvetmek için yapılmış iksirler, elmalara zerk edilmiş zehirler, pis kokular…
Zamanı çürüten işte bunlardır. Anları zehirleyen niyettir. Ne niyetle o ana başladığın, anıyı güzelleştirir
veya çirkinleştirir. Hiç güzel bir anının olmamasını kendi zehir zemberek diline, kötü niyetine, devasız
sevgisizliğine ve karanlık yüreğine bağladın mı hiç? Dur cevap verme. Başkalarını suçlamaktan aklına
bile gelmedi değil mi sorunu bir kez de olsa kendinde aramak? İyi ki bu çağdasın Feraye. İyi ki bu çağın
yüzeyinde gezinen bir salsın. Ya Ortaçağ Avrupası’nda yaşıyor olsaydın? Çığlıklar, çığlıklar, çığlıklar…

Feraye bugün sana hiçbir şey anlatmak istemiyor canım. Boğulsam bir yudum suda, ancak bu
kadar ölü kalırdım. Sunni teneffüs yapsalar, onu da geri verirdim. Ödünç yaşamlar, ödünç anılar beni
mutlu etmez. Soğuk ve ağrıyan bir anıyı iyileştirmem lazım. Bunun için ödünç tesellilerden çok daha
fazlası gerek…

© Copyright

Çizim: Dürdane Akdoğan