Hüzne Benzer Sevinçler

Lavinya Öz

Ahmet Telli’nin bahsettiği “hüzne benzer sevinçler”
Ankara demektir benim için. Keçiören’den binince otobüse;
Dışkapı, Ulus, Opera, Sıhhıye derken, açıksa trafik yirmi
dakika sürer Kızılay. Son durak Kocabeyoğlu Pasajı’nın
önü, inersin, dört ana caddeyi geçersin, hemen soldadır;
envai çeşit ikinci el kitabı, dergiyi barındıran Karanfil Pasajı
ki bilen bilir kokusu bir başka olur ikinci el kitapların, tadı
bir başka...


Dersane çıkışı ise Yüksel Caddesi’nde bir köşede siyah
kadife kumaşlar üzerinde sergileyip “cigara parası” için
kendi tasarlayıp sattığım boncuklarım. Yeri gelmişken çok
şükür yıllar önce cigarayı bıraktım.


Hiç bir şey almasam da uğramadan edemediğim, o yeni
baskı kitaplarını koklamadan önünden bir türlü geçemediğim
Dost Kitabevi, hiçbir şey almıyor da değildim hani...
Bazen bir Irvin Yalom kitabı, bazen bir Andres Segovia,
bazen bir John Lee Hooker (Boom boom boom booom).
Aman yarabbim bu ne güzel sürpriz; yağmur başladı!
Kaçışan kaçışsın ben usulca ıslanacağım. Hem kaçmak
ne diye, şu hayatta kaçan tek şey hayatın kendisiyken zaten?
Yüzüme vuran her damla; huzursuzluktan, yorgunluktan,
tasalarımdan, tasmalarımdan ve kaygılarımdan arındıracak beni.


Şimdi yallah Tunalı Hilmi, Kuğulu Park’ın karşısında
Kıtır var (“-dı” demediğim için çok mutluyum). Bir tam
karışık kumpir istiyorum (kesinlikle ton balıksız), bol ketçap
ve bir kutu soğuk içecek, buz gibi…
Bu serinlikte mi?

103

Elbette, neden olmasın; sıcakta salep, serinde soğuk içecek
içmezsek ne farkımız kalır “herkes” ten değil mi?
Paketletip ilerliyorum. Kuğulu Park’ı geçip, o zalim
yokuşu da çıkınca ver elini Seğmenler...

Hey gidi hey!
Sayfalarca yazasım var…

Meğer ne çok birikmiş özlemlerim…

© Copyright