Hakan Bıçakcı ile Röportaj

“Yola çıkarken böyle bir planım, iddiam yoktu. Genelde aklımda sadece o dönem yazmaya çalıştığım kitap oluyor. Bu hem ilk hem de son kitabımmış gibi hissediyorum.”

Apartman Boşluğu, Karanlık Oda ve Boş Zaman adlı kitapları çeşitli dillere çevrilmiş dünyaca tanınan; ilk kitabı olan Romantik Korku (2002) ve son kitabı olan Normal Nefes Almaya Devam Edin (2019) ‘ e kadar yaşadığı anılar ve güncel düşünceleri ile çağdaş Türk edebiyatı yazarı ve romacı olan Hakan Bıçakcı ile kendisi, gerçekleştirdiği veya planladığı projeleri ve gündem hakkında bir röportaj gerçekleştirdik.

Daha önce yaptığınız bir röportajda “Asıl korkulacak şey kendimiziz” demişsiniz, kendiniz için de aynı şeyi söyleyebilir misiniz? Kendi korkularınızdan mı oluşuyor yazılarınız? Yoksa kitaplarınızdaki kurgu yaşamınızdan parçaları da içeriyor mu?

Onu daha çok şu maksatla söylemiştim. Başkasını, ötekini korkulacak şey olarak etiketlemek çok konforlu ve kolaycı. Biz onlar ayrımını körükleyen cinsten bir tutum. Yazarken canavarların dışarıda değil, kafalarımızın içlerinde olduğunu hissettirecek ve düşündürecek temaları tercih ediyorum. Kitaplarımdaki kurgu ise yaşamımın değil zihnimin bir parçası. Mutlaka hayatımdan bir şeyler de karışıyordur yazdıklarıma ama özünde hepsi kurgu diyebilirim. Zaten bana heyecan veren de bu. Sıfırdan bir hikâye oluşturmak. Yoksa olup biteni süsleyerek yazmak çok sıkıcı olurdu. 

Uzak doğu sinemasının size kendi eserlerinize tesir edecek kadar çarpıcı gelen özellikleri nelerdi?

Bir dönem, özellikle 2000’lerin başında benim, dolayısıyla da yazdıklarım üzerinde etkisi büyüktü Uzakdoğu sinemasının. Oradaki minimal üslup, aşırılıkların absürt bir sakinlikle aktarılması gibi özellikleri yazdıklarımda kullandım sanki. Bugün dünya sinemasında da benim yazdıklarımda da o dönem olduğu kadar baskın değil Uzakdoğu sineması. Ancak yeri hep ayrı tabii.

Mükemmeliyetçi bir insan mısınız? Fikirlerinizi yazılarınıza kurgularken düşüncelerinizi de mükemmelleştirmeye çalışıyor muydunuz?

    Mükemmeliyetçilik üretmenin düşmanı olabilir. Ben yapmak istediklerimi çok sorguluyorum, üzerine epey düşünüyorum ama kelimenin tam anlamıyla mükemmeliyetçi değilim. Yazdıklarımda kusurlar, özgün olmayan bazı noktalar olacağını baştan kabul ediyorum. 

Düzenli günlük tutuyor musunuz ya da tuttuğunuz bir dönem oldu mu? Eğer tuttuysanız, ilk kitabınızın yazımını bitirdiğiniz gece günlüğünüze ne yazmıştınız?

Günkü tutma adetim hiç olmadı. Yalan olmasın, lise yıllarında bir dönem denedim ama alışkanlığa dönüşmedi. Günlük tutmak kişinin kendi bileceği iş ancak edebiyatta günlük tutmaya benzer üsluplardan hep uzak durmuşumdur. Hem yazar hem de okur olarak. Önemli olan insanın duygularını kâğıda dökmesi değildir çünkü edebiyatta, okura o duyguları iletebilmektir. Bu başarılamıyorsa duyguların gerçek olmasının hiçbir ehemmiyeti yoktur.

Bugüne kadar yayınlanmış tam on dört kitaba imza attınız. Emek isteyen, sabırlı ve büyük bir çalışma bu. Bundan sonra planladığınız veya üzerinde çalıştığınız projeler var mı?

Evet. Yola çıkarken böyle bir planım, iddiam yoktu. Genelde aklımda sadece o dönem yazmaya çalıştığım kitap oluyor. Bu hem ilk hem de son kitabımmış gibi hissediyorum. Hiç değişmedi bu durum. Şimdi bir roman fikri var aklımda ama yazıp tamamlamam için bir iki yıla ihtiyacım olacak gibi görünüyor.

Kendinizi çok sık eleştiren bir insan mısınız?

Evet. Kendimi, yaşamımı, yazdıklarımı hiç durmadan değil tabii ama ara ara sorgularım. Kendinden hoşnut, her yaptığının doğru olduğunu düşünen insanlardan değilim kesinlikle. Öyle olsaydım hayat çok daha kolay olurdu. Bu yazarlığımdan bağımsız bir durum ama sanırım, yapı meselesi.

 

 

 

 

Sizi yazmaya iten şeyin gözlemlenen toplumda yaşanan sorun ve eşitsizlikler epiloğunda tasavvur eden haksızlık ve hakkını savunma içgüdüsü müydü? Çeşitli güncel sorunlara dayanamayıp elinize kalemi aldığınız oldu mu?

Tabii oldu. Ama bunları doğrudan değil, edebiyatın filtresinden geçirerek ele almaya çalıştım hep. Öbür türlüsü fazla didaktik olacağından.

Hiç kafanızda hitap etmek istediğiniz bir okur kitlesi oldu mu? Okurun zevahirinin veya yaşının sizin için bir önemi var mı?

Sanırım olmadı. Yazarken kendim gibi bir okur hayal edip ona yazıyorum. Gerçek bir karşılığı olmayan bir okur bu. Öbür türlüsü yazar için çok yorucu kitap için çok tehlikeli bir yolculuk. Hiç düşünmedim okurun yaşını veya tarzını. Demek ki önemli değilmiş sanki. Mühim olan ne yapmaya çalıştığımı anlaması ve okuduklarından zevk alması sanırım.

Apartman Boşluğu kitabınızdaki Arif karakteri gibi siz de hiç yazılarınızda bir özgünlük takıntısı içinde oldunuz mu?

Tabii. Orada yazarla karakter arasında bir şey yaratma, bir eser ortaya koyma çabası açısından bir kader ortaklığı var. Zaten beni bu romanı yazmaya iten, çıkış noktalarımdan biri de buydu. Hem eğlenceli hem tedirgin edici bir ortaklık bu. Ben Arif kadar takıntılı değilim ama çok şükür. Tamamen özgün bir şey ortaya koyma iddia olmadı hiç. Yepyeni bir şey yaratmaktan çok bir edebi dokuyu sürdürmek gibi görüyorum yazmayı. Yazdıklarımın bir şeylere benzeyeceğini kabul ediyorum. Öbür türlüsü Arif gibisi yani insanı paranoyaklaştırıp delirtebilir.

Bir röportajınızda “Bende her şey müzikle başladı; beni, içinde debelendiğim gündelik hayattan çıkaran, cemiyet dışı bir mahlûk gibi hissettiren ilk şey müzik oldu.” Demişsiniz, müziğin sizi sanata bağlanmanızda bu büyük tesiri içinde bulundurduğu geniş camiayı yüceltmek, kendinizden bir parça katmak istemeniz miydi? Yoksa yanlış gittiğini düşüncesi, eleştiri, bir sitem ile mi başladı bütün icralarınız?

Müzik, kafamı kaldırıp etrafıma baktıran ilk şey oldu benim için. Gündelik hayatın akışına kapılmışken uzak açı bakmamı sağladı bazı şeylere. Bu beni yazarlığa götüren yolda önemli bir kırılmaydı sanki. 

Kendinizi inzivaya çektiğiniz bir döneminiz oldu mu?

Olmadı diyeceğim ama salgının başındaki karantina döneminde zorunlu da olsa bir inziva dönemim oldu. Ondan önce fırsat olmamıştı. Yazmak için uzaklara gitmeye, inzivaya çekilmeye gerek görenlerden değilim. Hayatın, şehrin karmaşasının tam ortasında yazmak daha iyi geliyor bana.

Güncel konular veya siyaset gündemi hiç yazdığınız yazılardaki olağandışı, fantastik objelere bir ilham oldu mu?

Tabii mutlaka. İlham sosyal veya psikolojik meselelerden geliyor sanırım. Uyku Sersemi’nin ilhamı kentsel dönüşüm çılgınlığıydı mesela, Karanlık Oda’nın ilhamı çağın insanının kendini yiyip bitirmesi durumu.

Kendi sınırlarınızı devamlı zorlayan bir insan mısınız? İçerik veya her seferinde görülen farklı odak noktaları ve bakış açılarına rağmen aynı türe bağlı kalmanız ve eserlerinizde kullandığınız üslubunuzun birbirine benzerlik göstermesi okurlar tarafından eleştiri almanıza neden oluyor mu? Kitaplarınız hakkında hiç unutamadığınız bir eleştiriye maruz kaldınız mı?

Sürekli yenilik peşinde değilim yazarken. Belli başlı, takıntılı temalarım var. Genelde onlar etrafında dönüyor yazdıklarım. Sadece Doğa Tarihi’nde farklı bir deneme yaptım. Onun dışında yazdıklarım uzaktan bakınca çok benziyor. Tabii ayrıntılara girersek farklılaştıkları epey konu da var. Hiç unutamadığım bir eleştiri hatırlamıyorum.

Doğduğunuz çevrenin de bir katkısı oldu mu sanata olan ilginize? Çocukluğunuz ve gençliğinizde sanat ile uğraştığınız dönemlerden bahseder misiniz?

Sanatla ve kitaplarla içli dışı bir çevrede büyüdüğümü söyleyemem. Lise yıllarında kendi kendime, el yordamıyla girdim bu yola. Lisede, üniversitede karşıma çıkan bazı arkadaşlarımın önemi büyük konuda.

Kitaplarınıza da ilham verdiğini söylediğiniz David Lynch filmlerine olan hayranlığınızdan yola çıkarak, bir filmi eleştirecek olsanız filmin epiloğundaki şaşırtıcı içeriklerinden çok gidişatındaki akıl almaz detayları daha çok beğendiğinizi söyleyebilir miyiz? Peki David Lynch yazılarınızda nasıl bir değişiklik yaşattı?

David Lynch rüya daha doğrusu kâbus mantığını hikâyenin izleğine dönüştürebilme konusunda bir tür zirve. Onun anlatımındaki soyutluk, çoklu çağrışımlarla ilerleme hissi beni hem seyirci hem de yazar olarak çok etkiledi kuşkusuz. Ürpertici olanı olağandışı unsurları kullanmadan, tamamen gündelik ayrıntıların içinden çıkarması da örnek aldığım bir üslup.

Özellikle son zamanlarda görülen birbirinin replikası binlerce kitap, içerik ve üslup bakımından özensiz, biteviye yazılmış yazılar bütün ülkeyi sarmış durumda, özentiliğin tesiri gözlenen birçok yazı gün yüzünde artık. Sizce bunlar edebiyatın son çırpınışları mı, yoksa büyük farklılıkların yaşanacağı yeni bir minvalde mi yürüyor bu gidişat?

Bahsettiğiniz tarzda kitaplar her dönem olmuştur. Olmalı da belki. Romanın ölümü elli yılda bir ilan ediliyor 50’li yıllardan beri. Okur sayısı azalsa da edebiyat yoluna devam edecek bence. Hikâye temel ihtiyaç çünkü.

Sanat alanında yapılan güncel eleştirilerde mucize kavramının bile sıradanlaştırıldığı bir dönemde olduğumuz yorumlarına katılıyor musunuz?

Bu eleştiriye rastlamamıştım. Ben mucizelere karşı mesafeliyim genel olarak.

Son olarak, aynı zamanda çeşitli dergilerde yazılar yazmış biri olarak Divit Kalem Dergisi’ne vermek istediğiniz bir mesajınız var mı?

Çok zor bir dönemde dergicilik yapıyorsunuz. Size bol şans ve kolaylık diliyorum.

Bizimle röportaj yapma teklifimizi kabul ettiğiniz için çok teşekkür ederiz.

Ben teşekkür ederim ilginize.

Öykü Özcan

Yorumlarınız

Geri bildiriminiz için teşekkürler!

DİĞER RÖPORTAJLARIMIZ:

MÜNZEVİ SANAT İLE SÖYLEŞİ

Kısa bir zaman diliminde çokça ilgi görmüş bir dergi olan Münzevi Edebiyat ve Sanat dergisinin kurucusu olan Dilara Mutlu ile yayın hayatı ve güncel edebi icralar ile ilgili bir röportaj gerçekleştirdik.

HASAN KIYAFET / RÖPORTAJ

“İşkenceden sonra iki omuzumda, iki polis, jandarma oturuyor gibi yazıyorum. Bunun adı ise yazı yazmaktan çok, savunma yapmak olsa gerek. Yani otokontrollü bir sanat yaşamı…”

KİRPİ EDEBİYAT İLE SÖYLEŞİ

Kısa bir zaman diliminde çokça ilgi görmüş bir dergi olan Münzevi Edebiyat ve Sanat dergisinin kurucusu olan Dilara Mutlu ile yayın hayatı ve güncel edebi icralar ile ilgili bir röportaj gerçekleştirdik.

HAYDİ DERGİ İLE SÖYLEŞİ

Kısa bir zaman diliminde çokça ilgi görmüş bir dergi olan Münzevi Edebiyat ve Sanat dergisinin kurucusu olan Dilara Mutlu ile yayın hayatı ve güncel edebi icralar ile ilgili bir röportaj gerçekleştirdik.