Hasan Kıyafet ile Röportaj

“İşkenceden sonra iki omuzumda, iki polis, jandarma oturuyor gibi yazıyorum. Bunun adı ise yazı yazmaktan çok, savunma yapmak olsa gerek. Yani otokontrollü bir sanat yaşamı…”

Kendisini Türkiye’nin en çok okunan 100 kitabı arasında gösteren ilk romanı “Komünist İmam” ı 1969 yılında Çorlu’da yazan, son kitabını ise 2006 yılında Yalova’da icra eden ve “Umut Direniyor” ismini veren Hasan Kıyafet aslen Kırşehir doğumlu olsa da 1990’dan bu yana Yalova’da yaşıyor, Köy Enstitüsünde eğitim görmüş ve hayatı boyunca birçok ilde öğretmenlik yapmıştır.

Muhtelif mecmualarda yayınlanmış yüzlerce araştırması ve makalesi bulunmasının üstüne bugüne kadar yazdığı ve çevirdiği yaklaşık 50 esere imza atan, sosyalist edebiyatın ünlü yazarlarından Hasan Kıyafet ile hayatı, düşünceleri hakkında kısa bir röportaj gerçekleştirdik. Kendisinden bizimle bu röportajı mümkün kıldığı için teşekkür ederiz.

Hayatı boyunca yaşadığı zorluklara ustalıkla başkaldıran, kalemi cesur bir insan olan Hasan kıyafet’ in ses getiren ve satış rekorları kıran kitaplarından bazıları ise şunlardır: Komünist İmam, İnsan Yokuşu, Özgür Zindan, Mahpus Yılmaz Güney, Bizim Lise, Hücrede Şenlik, Ölülerle Söyleşi, Umut Direniyor.

 

 

Yazmaya ne zaman ve nasıl başladınız? Sizi yazmaya iten şey neydi?

Yaşam, başlı başına sonsuz bir savaş, ağır bir yüktür diye de tanımlanır. Taşımakta güçlük çektiğimiz her yükü birileriyle paylaşmak isteriz, değil mi? Ben de öyle yaptım. Yani tek başıma taşıyamayacağım ağır yükümü, sanat aracılığıyla sizlerle paylaşmak istedim…  

 

Yazmaya her yazar gibi şiirle başladım. Bu geleneksel koşma türü bir şeydi. 1958 yılıydı ve Bingöl-İbraiman köyünde öğretmendim. Öğrencilerim çok yoksuldu. Çok üzülüyor ve bunu birilerinin düzeltmesini istiyordum. Ama kimin düzelteceğini doğrusu bilmiyordum. Sonuçta en büyük, en güçlü her kimse ona sitem için şu şiiri yazmıştım:

 

“Gömlek yakasızdır donu aşı boyası/ Düşünürsün acep bu ne modası/ Keten üzerine ipek yaması/ Benim memleketim kime ne diyem?... Kimisi validir kaymakam kalmaz/ Kimisi mağarada A harfin bilmez/ Kimisi yoksuldur hiç yüzü gülmez/ Benim memleketim kime ne diyem?...Batıya gidersen asır altmışta/ Doğuya gelirsen inersin beşe/ Baştan sona kadar böyleyiz işte/ Benim memleketim kime ne diyem…”  

Bu şiir 1963 yılında Samsun-Çaltı Dergisinde yayınlandı. Daha sonra o dönemde çıkan İmece, Yön, daha başka birçok dergi ve gazetelerde yazdım çizdim. Baştan hemen şunu da belirtmeliyim ki, ben toplumcu gerçekçi bir yazarım. Yani yoksuldan, işçiden emekçiden yanayım. Bunun bilimsel adının solculuk olduğunu da sonradan öğrendim… Özetlersek beni yazmaya önce hümanist paylaşımcı, insan yüreğim itti diyebilirim.

 

Bir şeyler yazarken en çok neyden ilham alıyorsunuz?

Yazarken ilham kaynağım, yaşamın canlı kaynağıdır. İlham perisi diye bir şey yoktur. Yazmak eyleminin yüzde doksanı çalışmak, çok okumak, sadece yüzde onu yetenekmiş…

 

Yazarken yaşadığınız en büyük zorluk nedir?  Bu zorluğun nasıl üstesinden geliyorsunuz?

Yazarken en büyük zorluk, niye ve kimin için yazdığınıza karar vermektir. Sonra da o konuda iyi araştırmayı yapabilmektir. Her güçlüğün üstesinden gelmek önce yaptığınız işin doğruluğuna inanmak, sonra da ciddi çalışmaktan okumaktan geçer. Ben de bunları yapmaya çalışıyorum.

Size gelen eleştiriler arasından asla unutamadığınız, sizi çok etkileyen eleştiriler var mıdır? Varsa nedir?

Eleştiri nereden ve kimden gelirse gelsin hep açık olmaya çalıştım. Eleştiriyi hoş karşılamayan birisi gelişemez. Beni en çok etkileyen eleştiri, 50 yıl önce yazdığım ilk romanım olan KOMÜNİST İMAM için kimi keskin solcu arkadaşlarımdan gelen eleştirilerdir. Oysa ben olumsuz eleştirilerin sağ görüşlülerden geleceğini sanıyordum. Örneğin imamlardan bile övgü aldım…

Hakkınızda yazılmış bir biyografi yazısında “Hasan Kıyafet, üzerine söz almak, yaşayan bir tarih üzerine durup yeniden düşünmek anlamına gelir.” cümlesi ile karşılaştım. Peki hangi kitabınızın kendinizi insanlara bu şekilde tanıtacak tesiri daha büyüktü?

Hakkımda sözünü ettiğiniz  o: “ Hasan kıyafet üzerine söz almak, yaşayan bir tarih üzerine durup yeniden düşünmek anlamına gelir…” biçimindeki sözü kim söylediyse sağ olsun. Doğrusu hoşuma gitmedi desem yalan olur. Yalnız beni biraz abartmış, şımartmış da diyebilirim.  

 

Hangi kitabım bu sözü söyletmiş olabilir sorunuza gelince, yanıtlamam güç olacaktır. Bir yazarın kitapları çocukları gibidir, beğenide seçim yapamaz gibi bir söz vardır.

Bu görüş benim için de doğrudur. Gerçekten sorunuzun doğru yanıtını bulamayacağım. Aslında bu sorunun en doğru yanıtını okurlar verebilir.

Hayat karşısındaki duruşunuz nedeniyle birçok bedel ödediniz. Gördüğünüz baskılar ve cezaevi süreci mizacınızı ve edebiyatınızı nasıl etkiledi?

Bu soruyu yalnız siz değil, “Amesty Enternational Organisation” Uluslar Arası Af Örgütü de merak etmiş olacak ki eşimle beni Hollanda’ya davet ettiler. Yirmi ülkeden işkence görmüş sanatçıya: “İşkenceden önce nasıl yazıyordunuz, sonra nasıl yazıyorsunuz? Yani sizi nasıl etkiledi?” diye soruyorlardı. Türkiye’den de beni uygun görüp çağırmışlar. Çalışmayı yürüten heyete yanıtım kısaca şöyle oldu:

 

“İşkenceden sonra iki omuzumda, iki polis, jandarma oturuyor gibi yazıyorum. Bunun adı ise yazı yazmaktan çok, savunma yapmak olsa gerek. Yani otokontrollü bir sanat yaşamı…”

 

Çocukluğunuza dair unutamadığınız anılarınız oldu mu? Bize bunlardan söz eder misiniz?  

Çocukluğumu hiç sevmiyorum. Ailem Doğu göçmeniydi. Bu kendi yurdunuzda yurtsuz olmak demektir. Tek dikili ağacı olmayan bir köylü düşünün. İlkokul arkadaşlarımla çağla mevsimi bağlara gider, çocukça işler yapardık. Örneğin küçük ceplerimize ham kayısı çağlası doldururduk. Kır bekçisi bizi yakaladığında herkesin yerine sopayı ben yerdim.

Çünkü diğerleri kendi bağlarından, ya da  akrabalarının bağından aldığını söyleyip kurtulurdu.  Oysa benim böyle bir şansım yoktu. İşte bu ayrımcılığı hiç mi hiç unutamam…  

 

Yazılarınızı hümanist bir yaklaşım ile yazdığınızı biliyoruz ancak yine de soralım istedik: Sizce sanatın amacı, hedefi nedir?

Hümanizm, insan severlik, her canlıya karşı vicdanlı duyarlı olmak, her insanda olması gerekendir diye düşünüyorum. Fakat bu özellik sadece bir giriş kapısıdır. Neden sonuç ilişkisiyle, diyalektiğe bağlanmazsa pek bir alam taşımaz. Şimdi bunu elbette sanatla ilişkilendirmek istiyorum.  

 

Edebiyatın sanatın amacı yaşamı güzelleştirmektir. Yalnız bu güzel düşünce yaşamla bütünleştirilip ete kemiğe bürünmedikçe, sadece bir ütopyadır. Yaşamla bütünleşmesi ise kesin bir siyaset işidir. Özetle hangi siyaset iktidardaysa, sanat onun yaşamını kolaylaştırır ve ömrünü uzatır. Yoksa yaşatmazlar. Şimdilerde şekil birde görüldüğü gibi…

 

Çağdaş İlkokul Ansiklopedisi neden toplatıldı?  

Eşim Leyla Kıyafet’le, Çağdaş İlkokul Ansiklopedisi adıyla bir çalışma yapmıştık. Amacımız hem ekmek parası kazanmak, hem de geleceğimizin sigortası çocuklarımızı, doğru bilgilendirmekti. Çünkü mevcut ansiklopedilerin çoğu hamasi (milliyetçi) ve bağnaz kör inançlarla bezeliydi. Öte yandan tutucu siyasi iktidar her zaman olduğu gibi aydınlanmaya yönelik ilerici görüşlere karşıydı.  Zengin fakir ayırımı yaparak, komünizm propagandası yaptığımız iddiasıyla dava açtılar. Kış Ünitesini işlerken: zenginler kış hazırlığını kavurma, peynir yağla, yoksullar ise bulgur bulamaçla yapar, demişiz. Bu da sınıf ayrımı demekmiş. Böylece farkında olmadan, dünyada toplatılan ilk ilkokul ansiklopedisini yazmışız meğer…

 

Öğrencilik yıllarınızda favori ders dışı aktiviteniz neydi? Müzik, resim, spor vb. sanat dalları ile uğraştınız mı?  

Aletsiz spor olan güreşi severdim. İki kişi yan yana geldik mi çayırın çimenin üstünde hemen güreşe tutuşabilirsin. Bir de resmi severdim. Tek yapraksız bir ağaca kırmızı kırmızı elmaları yapıştırmaya bayılırdım.

Köy Enstitüsü kökenli olduğunuzu biliyoruz. Bunun size ve edebiyatçılığınıza katkıları nelerdir?

Köy enstitüleri olmasa şahsen ben olmazdım. Yani okumam olanaksızdı. Köy Enstitüleri yoksul köylü çocukları için gerçek bir şanstı. Oranın bize verdiği en büyük armağansa okuma alışkanlığı ve kendimize güven duygusudur. Kişilik, kimlik oluşumudur. Bütün bunları sağlayan baş etmense, bence giyimde ve yemekte eşitliğimizdir. Kimsenin kimseye bu anlamda üstünlüğü yoktu. Kendimizi elbisemizin kalitesiyle, babamızın varlığıyla değil, kişisel çabamızla, çalışkanlığımızla, yaratıcılığımızla gösterirdik… Çünkü okul yatılıydı.

 

Bilindiği gibi eğitimdeki yaparak yaşayarak öğrenmek kuralı, en kalcı ve çağdaş yöntemdir. Köy Enstitülerinde bu yöntem uygulanırdı. Bu da tıpkı balığın göz kapaklarının olmadığını ancak balığın resmini yaptığımız zaman anladığımız gibi bir şey. Böylece bizler de yazarak kendi resmimizi yapmaya, kendimizi tanımaya başladık diyebilirim.

Eşiniz Leyla Kıyafet’in de çocuk edebiyatına dair eserler veren bir yazar olması, yani karı koca yazar olmanızın nasıl bir duygu?

Evet, eşim Leyla Kıyafet de çocuk kitapları yazan bir edebiyatçıdır. Çocuk kitabı yazmak edebiyatın bence en zor yanıdır. Bir konuyu çocuğun anlayabileceği düzeye getirmek işin olmaza olmazıdır. Hem gerilimi ilgiyi diri tutacaksın, hem de bir şeyler öğreteceksin. En çarpıcı konuyu bile iyi anlatmazsanız, çocuk uyuklamaya başlar…

Yazdığım her şeyi önce eşime okurum. Onun sansüründen, pardon onayından geçmeyen hiç bir öykümü yayınlamaya cesaret edemem. Bilmiyorum bu benim için bir şans mı yok başka bir şey mi tartışılır…

Başucu kitaplarınızdan ve beğendiğiniz yazarlardan bahsedebilir misiniz?  

Sadece her yazarın değil, bence her insanın başucu kitapları olmalıdır. Bu bir bakıma acil kullanımı gereken ilaçlara benzer.  Benim de elbet böyle kitaplarım vardır. En iyisi olayı yoğunlaştırıp yazar adıyla bütünleştirelim. Shakespeare, Tolstoy, Dostoyevski, Aytmatov, Hayyam, Gogol, Chehov, Hügo, Hamingway, Stainbeck, Sinklair, Dimov, O.Hanry, Yaşar Kemal ve Bekir Yıldız…

 

“Komünist İmam”  adlı romanınıza bu ismi verirken yaşadığınız veya tanıklık ettiğiniz bir olayın tesiri oldu mu?  

Komünist İmam romanımın adı bana çok pahalıya mal olmuştur. Çünkü o zaman Komünist sözcüğü ülkemizde bir öcüydü. 141-142. maddeli ceza yasaları, eşitlik isteyen yazarların düşünürlerin tepesinde keskin bir kılıçtı.  Ama ben o adı özellikle koymaya kararlıydım.  Çükü eşitlik istiyordum. Böylece en azından dünyanın en hakça düzeninin bilimsel adı olan bu sözcük, bir biçimde dillendirilmiş olurdu. Hiç olmazsa sertliği kırılırdı. Ama gerçekten riskliydi.

 

Dedemden dinlediğim kadarıyla, Kop Dağlarında ünlü bir eşkıya imam yaşamış. Dağa çıkış nedeni, yani eşkıya oluşu, zalim bir toprak ağası tarafından uğradığı haksızlıktır.  Köroğlu gibi zenginden alıp yoksula vermiş, eşitlikçi birisidir.  Yalnız ağaların zenginlerin buna Köroğlu’na benzetmesi elbette işlerine gelmemiş. Günün geçerli silahı olan Komünizmle vurmak istemişler onu.  KOMÜNİST İMAM böylece doğar ve büyür…

 

Sizin de gördüğünüz üzere son dönemde çıkan kitap ve yazar sayısı oldukça fazla olmasına rağmen birbirinin replikası gibi duran binlerce kitap yazılmaya ve yayımlanmaya devam ediyor. Sizce bu durum edebiyatın son çırpınışları mı? Yoksa daha büyük bir yeniliğe ve üsluba doğru mu ilerliyor gidişat?  

En iyi yarışçı, en çok katılımcı arasından çıkar. Bence iyidir keşke daha çok kitap basılsa. Halk öyle bir seçicidir ki, kılı kırk yarar. Karacaoğlan, Yunus Emre, Ömer Hayyam, Leyla İle Mecnun yaşıyorsa böyle yaşıyordur. Halk ırmağı kötüyü çörü çöpü kıyıya vurup temizler… Tarihin tekeri hep iyiden yana döner. Bu diyalektiğin gereğidir…

 

Bugün geldiğiniz noktada hayal ve hedeflerinizin ne kadarına ulaştığınızı düşünüyorsunuz?

Sevgili gençler, öğrencilerim yavrularım, 82 yaşındayım ama henüz işin başında sayıyorum kendimi.  Çünkü tarihin yaşı başı bizimle sınırlı değildir. Ama umudumun gerçekleşeceğine kesin inançlıyım. Yani biz siz, haklı olan, eşitlikten yana olan kesin  kazanacaktır. İnanmazsanız Tarih Babaya sorun… Ama bana sorarsanız Sosyalist Devrimin eli kulağındadır. Onu görene dek bana da ölmekse yasaktır haa!...

 

Bu gün ışıkları Koronadan ölen doktorlar için yakıp söndürdük. Yarın ışıkları hiç söndürmeyeceğiz, hiç kimse ölmesin diye. Demek ki ışıklar hep açık kalmalı…

Ada Rozerin Gül

Öykü Özcan

Yorumlarınız

Geri bildiriminiz için teşekkürler!

DİĞER RÖPORTAJLARIMIZ:

MÜNZEVİ SANAT İLE SÖYLEŞİ

Kısa bir zaman diliminde çokça ilgi görmüş bir dergi olan Münzevi Edebiyat ve Sanat dergisinin kurucusu olan Dilara Mutlu ile yayın hayatı ve güncel edebi icralar ile ilgili bir röportaj gerçekleştirdik.

KİRPİ EDEBİYAT İLE SÖYLEŞİ

Kısa bir zaman diliminde çokça ilgi görmüş bir dergi olan Münzevi Edebiyat ve Sanat dergisinin kurucusu olan Dilara Mutlu ile yayın hayatı ve güncel edebi icralar ile ilgili bir röportaj gerçekleştirdik.

HAKAN BIÇAKCI / RÖPORTAJ

“Yola çıkarken böyle bir planım, iddiam yoktu. Genelde aklımda sadece o dönem yazmaya çalıştığım kitap oluyor. Bu hem ilk hem de son kitabımmış gibi hissediyorum.”

HAYDİ DERGİ İLE SÖYLEŞİ

Kısa bir zaman diliminde çokça ilgi görmüş bir dergi olan Münzevi Edebiyat ve Sanat dergisinin kurucusu olan Dilara Mutlu ile yayın hayatı ve güncel edebi icralar ile ilgili bir röportaj gerçekleştirdik.