Haydi Dergi ile Söyleşi 

“Yeni yazarların alanı farklı. Mücadele etmeleri gerekli. Biz de bu dergicilik çalışmaları içinde, yazar olmaya çabalayan veya yeni yazar diyebileceğimiz grubun içerisindeyiz.”
Yayınlandığı her sayısında profesyonellik çizgisinden ödün vermeyen, yeni bir kuruluş olmasına karşın geniş bir okuyucu kitlesine sahip olan Haydi Dergi’nin editörleri ile yayın hayatı ve kuruluş süreçleri ile ilgili bir söyleşi gerçekleştirdik. Kendilerinden bu söyleşiyi mümkün kıldıkları için tekrardan teşekkürlerimizi iletiyoruz..

Öncelikle kendinizi tanıtmanız ve yayın kurulundaki görevlerinizi belirtmeniz ile başlayalım.
Ben Cevher Tat. Yayın kurulu ekibimiz; Eren Sülün, Özden Selim Karadana, Yahya Altun ve
benden oluşuyor. Derginin görsel tasarımını ben yapıyorum. Eren Sülün editörlüğünü yapıyor.
Özden Selim Karadana ise koordinatörlüğü üstleniyor. Özel görevlerimizin yanı sıra hepimiz
birbirimizin işlerinde destek oluyor, fikir alışverişinde bulunuyoruz. Birçok konuda ortak çalışıyoruz.


Yayın hayatınıza başlarken kafanızda belirlediğiniz bir hedef veya vizyon var mıydı?
Toplantılarımızda net olarak konuştuğumuz ve belirlediğimiz en büyük hedef; düzenli,
sürdürelebilir şekilde üretimde bulunmak ve insanlarla paylaşmak.


İlerideki sayılarınızda derginizde yer vermeyi planladığınız içerikler veya etkinlikler var mı?
İlk sayımızdan bu yana; konuk yazar alma, altını çizdiklerim ve kitap önerisi gibi içeriklerimiz
oldu. Zaman zaman aklımıza başka şeyler de geliyor. Bazıları -ilk cümlede bahsettiklerim gibi-
gerçekleşiyor, bazıları zamanını bekliyor ve bazıları sadece konuşulduğuyla kalıyor. Örneğin,
yakın zamanda dergimiz bir yılını dolduracak. Bütün sayılarımızı internet ortamında
yayınladık. Hem bizi takip edenler için, hem de dergideki yazar ve çizerlerin kütüphanesine
eklemesi için ilk yılı içeren bütün sayılarımızı kitaplaştırmayı düşündük. Toplantısını aldık.
Şuan için bazı sorunlar çıktı. İlk yılımızı böyle bir üretimle tamamlamak istiyoruz. Sorunlar
çözülürse, zaman yetişirse, umuyorum bunu gerçekleştireceğiz. Bunun dışında içerik ve
etkinlik fikirleri sürekli oluyor. Umuyoruz ki severek üretmeye ve hep üstüne koymaya devam
edeceğiz. Bizim dışımızda bir engel, sorun çıkmadığı sürece her hedefimizi
gerçekleştireceğimize inanıyorum.


Haydi Dergi yayın hayatınıza başladığınızda sizi sürekliliğe motive eden olaylar arasından
tesiri en büyük olanı neydi?

Yayın hayatına başladığımızda sürekli olma konusunda bizi etkileyen ya da motive eden ciddi
bir olay söz konusu olmadı. Yayın hayatına başlamadan önceki toplantılarımızda, dergiyle
birlikte en önemli hedefimiz sürekli üretmekti. Koşullarımızı da ona göre belirledik. O yüzden
çalıştığımız işlerde ne kadar yoğun olursak olalım, sürekli olmamızı engelleyecek hiçbir durum
yok. Bu durumun yanı sıra ilk sayımızı paylaştıktan sonra, birçok yorum almıştık. Bu kadar
ciddiye alınacağımızı, ilgi çekeceğimizi düşünmemiştik. Bir şekilde ürettiklerimizin insanlarla
buluşması bizi çok heyecanlandırmış, mutlu etmişti. Bu bizi sürekliliğe motive etmedi. Çünkü
süreklilik bizim sağlamaya çalıştığımız bir hedefti. Ama okuyucularla buluşma durumu, bizi
kesinlikle daha özenli olma, daha iyisini yapma, daha yenilerini üretme konusunda motive
etti. Bizi motive eden bir başka durum da sizin gibi yayıncıların bizlere ilgi göstermesi, röportaj
yapmak istemesi oluyor. Bu ikinci röportajımız. Bizi röportajınıza davet ettiğiniz, sesimize
kulak verdiğiniz için çok teşekkür ediyorum dergimiz adına.


Sizin ve yayın kurulunuzdaki diğer üyelerin karşı olduğunuz ortak bir felsefi fikir, bir akım var
mı? Eğer var ise karşı olma sebebiniz nedir?  

Spesifik olarak karşı olduğumuz bir akım veya felsefi fikir yok. Tabii ki sanatla, hayatla,
gündemle ilgili belirli görüşlerimiz var ve bazı yerlere daha yakınız. Bu da kendiliğinden bazı
kanatlara karşı olmayı gerektiriyor. Ancak biz karşı olduğumuz taraftan değil, yakın

olduğumuz taraftan konuşmayı seviyoruz. Çünkü karşı olmak hem olumsuz bir fiil hem de
yapıcı değil. Karşı olmak, ne olduğunu bilmekten daha kolay. Biz sanat içerisinde amatör
olarak üretmeye başladık. Hala o amatör ruhu korumaya çalışıyoruz. Kolektif çalışma, işin her
sürecinde bulunma, yaptığını sorgulama, demokratik bir ortam; sanat içerisinde amatör
ruhun özelliklerinden. Ücretsiz bir dergi olduğumuz için bu amatör ruhu korumamız daha
kolaylaşıyor. Maddi kaygılarımız olmadığı için, ona göre şekil almıyoruz. Maddi kaygıları
olduğu için, ona göre tedbir alanları eleştirmek, kötülemek kolay. Herkesin niteliği, konumu
ve alıcısı farklı. Kim ne yapmaya çalışıyor ve o yapmaya çalıştığı konuda ne kadar başarılı bu
önemli bir değerlendirme kıstası. Biz bu işten para kazanmıyoruz diye, para kazananları
yaptıklarından yargılamak haksız, boş, yıkıcı bir tavır.


Ülkemizdeki dergicilik çalışmalarını değerlendirecek olursak sizce eksikleri nelerdir?
Yayınlanan muhtelif dergi yayınlarında edebiyata yeni atılmış yazarlarımıza fazla yer
verilmediği konusundaki eleştirilere katılıyor musunuz?  
Ücretli ve basılan dergilerin kaygıları ve zorlukları hayatta kalmak ile ilgili. Ücretsiz dergilerin
ise var olduğunu ve bir şekilde insanlara ulaştığını bilmek ile ilgili daha çok. Sonuç olarak,
dergi çıkarmak öyle veya böyle muhteşem bir emek gerektiren bir iş. Bu noktada her bir
derginin yayın hayatına devam etmesi çok değerli. Eksiklere gelirsek, benim gördüğüm üzere,
bazı dergilerde yayımlanan yazıların birbirine çok benzemesi. Bunun sebebi olarak tahminim,
yayın kurulunda yer alan kişilerin belirli bir beğeniye sahip olması ve birbirine benzer yazıları
seçmesi. Bana kalırsa her dergide daha farklı üslupları daha çok görmeliyiz. İkinci soru için,
edebiyata yeni atılmış yazarların yer aldığı dergiler biliyorum. Daha öncesinde dediğim gibi
her derginin hedefi ve konumu farklı. Motivasyonları farklı. Yeni yazarlara daha çok yer veren
dergiler olduğu gibi tam tersi de söz konusu. Göz önünde olan dergilerde yeni yazarları daha
az görüyor olabiliriz. Bunu da normal karşılıyorum. Daha bilinen, kendisini kabul ettirmiş
yazarlara yönlenirlerse yayın hayatlarına devam etmeleri daha mümkün. Yeni yazarların alanı
farklı. Mücadele etmeleri gerekli. Biz de bu dergicilik çalışmaları içinde, yazar olmaya
çabalayan veya yeni yazar diyebileceğimiz grubun içerisindeyiz. Kendimizi gösterebileceğimiz,
ürettiklerimizi paylaşabileceğimiz bir alan açma amacıyla dergimizi kurduk. Biz böyle bir
mücadeleye girdik. Yeni yazarlar da -biz de dahil olmak üzere- üretmeye devam edip
insanlarla buluşabileceği alanları keşfedecek. Geçtiğimiz sonbaharda Edebiyat Atölyesi diye
bir dergi çıktı. Üç ayda bir yayınlanıyor. İlk sayılarında 30-40 tane yeni yazarın yazısını
yayınladılar ve altına Fadime Uslu’nun yaptığı değerlendirmelerini de eklemişler. Edebiyata
yeni girmiş yazarların dergilerde yer bulamadığı fikrine pek katılmadığımı söyleyebilirim,
sonuç olarak.


Böyle bir dergi oluşturma fikri nasıl ortaya çıktı? Derginiz neden iki ayda bir yayınlanıyor?
Bu soruyu tam cevaplandırabilmek için de biraz geriye gitmem gerekiyor. Biz dört yakın
arkadaş üniversitedeyken okulumuzun tiyatro topluluğunda tanıştık. Orada beraber tiyatro
yaptık. Topluluktan ayrıldıktan sonra, başka arkadaşlarımızın da dahil olduğu bir grup kurup
Selim’in yazdığı Bahtsız Cumhur oyununu oynadık. O oyun üç sezon devam etti. Bu sırada
üniversite bitti, hepimiz farklı şehirlere dağıldık. Ancak iletişimde kalmaya devam ettik.
Tanıştığımız ilk zamanlardan bu yana, hep sanatsal üretim içinde bulunduk ve çoğunluğunda
beraberdik. Üretimde bulunduğumuz ortak alanlardan biri de edebiyattı. Düzensiz bir şekilde
ve belirsiz süre aralıklarında öyküler ve farklı türde metinler yazıyor, kendimiz dışında
kimseyle paylaşmıyorduk. Bu konuyla ilgili kaygılanmaya başlamıştık. Hep böyle mi devam
edecekti? Ayrıca beraber iş yapmanın da tadını biliyorduk. Pandeminin yeni baş gösterdiği

Mart-Nisan civarında Discord üzerinden online bir toplantı yaptık. O zaman dergi dışında
tonla fikrimiz vardı. Şuan çoğunu hatırlamıyorum. Ancak en akla yatkınlarından olan dergi
çıkarmayı seçtik. Birkaç toplantı daha alarak içinde bulunduğumuz koşullarda nasıl
gerçekleştirebileceğimizi tartıştık. Araştırma yaptık. Örnekler inceledik. Pandeminin ilk
dönemlerinde herkes sosyal medyada çektiği videoları, çizdiği resimleri, yazdığı yazıları
paylaştı. Çoğu ilerleyen süreçte devam etmedi üretim yapmaya. Açıkçası, dergimizin bir anlık
hevesle girişilip ortada kalan işlerden olmasını istemiyorduk. Zaten sırf pandemi çıktı, hayat
durdu, bir sürü boş vaktimiz var, hadi biz de dergi çıkaralım demedik. Halihazırda yaptığımız
üretimi sürekli kılalım diyerek yola çıktık. İkinci soruya cevap olarak, dergi dışında hepimizin
geçimini sağladığı farklı işleri var. Hem bu işlerimize devam edebileceğimiz hem de dergiyi
aksatmayacak bir süre aralığına ihtiyacımız vardı. O yüzden iki ayda bir yayınlamaya karar
verdik.


Dergi yapım aşamasında grubunuzda yaşanan fikir ayrılıklarını nasıl çözüme
kavuşturuyorsunuz?

Farklı şehirlerde yaşadığımız için Discord programı üzerinden online olarak iletişim kuruyoruz.
Demokratik bir şekilde tartışarak çözüyoruz. Oy çokluğundan ziyade oy birliğini sağlamaya
çalışıyoruz. Yani bir konuda varacağımız kararı herkes kabul edene kadar, iyice içimize sinene
kadar tartışıyoruz.


Örnek aldığınız yazarlar var mı? Bu yazarlar kimlerdir?
Kendi adıma cevap verecek olursam, çağdaş Türk yazarlarını okumaktan çok memnunum ve
daha çok onları örnek alıyorum. Bunun sebeplerinden en önemlisi, dünyaya farkındalıkla,
büyük bir gözlem gücüyle bakan yazarların güncel yaşantımız hakkında ne düşündüğünü,
bulunduğumuz ortamı, cebelleştiğimiz sorunları ne şekilde değerlendirdiklerini, hayata
bugünden nasıl baktıklarını görmek. İsim olarak örnek verirsem Cemil Kavukçu, Melisa
Kesmez, Mevsim Yenice, Barış Bıçakçı, Murathan Mungan severek okuduğum yazarlardan.


İleride derginizi kendi çevrenizin dışında, başka yazarların da eserlerini kabul ederken görecek
miyiz?

Dergimizin oluşma aşamasında, içerik üreten yazar ve çizer havuzu oluşturduk. Tekliflerimizi
yaptık, kabul edenlerle yola çıktık. Yakın çevremizden samimi, istekli bir şekilde üretimde
bulunan, fikrine, düşüncesine güvendiğimiz, tanıdığımız kişilerin referansına sahip kişiler
havuzumuzda yer alıyor. Bir süre daha bu şekilde, bu arkadaşlarla devam edeceğiz gibi
duruyor. Biz özellikle bize yazılar gönderilsin ve değerlendirip “yayınlamaya layık bulalım” gibi
bir yaklaşımın içerisine girmek istemedik. Çünkü yayın kurulu olarak kendimizi bir karar
mercii, bir değerlendirici olarak görmüyoruz. Biz de yola yeni çıkmış, kendini geliştirmeye
çabalayan yeni yazarlarız. Daha öğrenecek çok şeyimiz var. Kendimizi yazı değerlendirme
açısından yetkin görmüyoruz. Biz dergimizde yayınlamak üzere yazı seçsek nesnel bir
değerlendirmeden çok öznel beğenilerimize dayanacak. Hem gönderilen o kadar metni
okumak, aralarından seçim yapmak ciddi bir mesai, ciddi bir vakit. Daha önce dediğim gibi
hayatımızı idame ettirmek için farklı işlerde çalışıyoruz. Böyle bir mesaiye girebilecek
yetkinliğimiz ve vaktimiz yok. İlk sayıdan bu yana çok şey değişti. Bu konuda da gelişmelere
göre farklılıklar olabilir elbette. Şimdilik gündemimizde olan bir konu değil.


Bugüne kadar çıkarmış olduğunuz dört dergi süresince edindiğiniz tecrübelerinizden bizlere
iletmek istedikleriniz var mı?

İlk sayıyı çıkarmadan önce olumlu ve olumsuz varsayımlara giriyor, kendi aramızda da
konuşuyorduk. Olumlu kalmaya çalışsak da içten içe bir korku da yok değildi. Olumsuz
ihtimaller bizi tedirgin ediyordu. “Yazar, çizer olarak düşündüğümüz kişiler teklifimizi kabul
edecekler mi?”, “Dergimiz okunacak mı?”, “Acaba dergimiz iyi oldu mu?”... Ancak dergiyi
çıkarınca beklemediğimiz bir ilgiyle karşılaştık. Yorumlar aldık. Değerlendirmeler aldık. Çok
mutlu olmuştuk. Belki kendimizi, yaptıklarımızı azımsadık. O yüzden normalden de daha fazla
bir mutluluğa kapıldık. Her şey bir yana üretimde bulunup insanlara göstermeye istekli
olduğunuz vakit, illa birilerine ulaşıyorsunuz. Biz de o durumu yaşadık. Bir şeyi yapmadan
öğrenmek, anlamak çok zor gerçekten.

Bizimle röportaj yapma teklifimizi kabul ettiğiniz için teşekkür ederiz…

DİĞER RÖPORTAJLARIMIZ:

MÜNZEVİ SANAT İLE SÖYLEŞİ

Kısa bir zaman diliminde çokça ilgi görmüş bir dergi olan Münzevi Edebiyat ve Sanat dergisinin kurucusu olan Dilara Mutlu ile yayın hayatı ve güncel edebi icralar ile ilgili bir röportaj gerçekleştirdik.

HASAN KIYAFET / RÖPORTAJ

“İşkenceden sonra iki omuzumda, iki polis, jandarma oturuyor gibi yazıyorum. Bunun adı ise yazı yazmaktan çok, savunma yapmak olsa gerek. Yani otokontrollü bir sanat yaşamı…”

HAKAN BIÇAKCI / RÖPORTAJ

“Yola çıkarken böyle bir planım, iddiam yoktu. Genelde aklımda sadece o dönem yazmaya çalıştığım kitap oluyor. Bu hem ilk hem de son kitabımmış gibi hissediyorum.”

KİRPİ EDEBİYAT İLE SÖYLEŞİ

Kısa bir zaman diliminde çokça ilgi görmüş bir dergi olan Münzevi Edebiyat ve Sanat dergisinin kurucusu olan Dilara Mutlu ile yayın hayatı ve güncel edebi icralar ile ilgili bir röportaj gerçekleştirdik.