young-3159858_1920.jpg
  • Pinterest
  • Facebook
  • Twitter
  • Siyah LinkedIn Simge

İYİLİK MUCİZESİ

Emel Bulut

İyiliğin mucizelerine inanır mısınız?
Nermin teyze, mahallemize taşındığı sıralarda henüz on dört yaşında bir çocuktum. Okuldan eve
geliyordum; hayal meyal hatırlıyorum o anları. Aslında dikkatimi çeken ilk şey Nermin teyzeden çok
kızıl saçları ve kocaman kulaklığı bağıra bağıra şarkı söyleyen kızı Asya olmuştu. Benden bir ya da iki
yaş büyük olduğunu düşünerek, o gün öylece yanlarından sessizce eve geçip gittim.
Akşam yemeğinde babam, anneme yeni komşularımızdan bahsediyordu. Bir kızı varmış başkada
kimsesi yokmuş, kadın şarkıcıymış bizim İsmail daha önce bir gazinoda görmüş; hayırlara vesile olsun
diyordu. O akşam, aslını soracak olursanız babamın endişesini tam olarak anlamlandıramamıştım.
Fakat sonrasında gelişen olaylar, kaygısını haklı kılar nitelikteydi.
Ne zaman mahalleye yeni biri taşınsa, hele ki memur statüsünde falan ise; pastaların, böreklerin, hoş
geldiniz ziyaretlerinin ardı arkası kesilmezdi. Fakat bu defa ters giden bir şeylerin olduğu apaçık
belliydi. Çünkü Nermin teyzelerin evlerinin kapısında mahalleden tanıdık kimseye denk gelmemiştim.
Normalde hiç böyle şeylere hevesli olmayan annem ilk defa “hadi kızım belki yeni komşumuzun
yardıma ihtiyacı vardır” diyerek şaşırtmıştı beni. İlk ziyaretimizi o gün annemle birlikte
gerçekleştirmiştik. Nermin teyze öyle mutlu olmuştu ki sanki yıllardır sıcak bir sohbete hasretmiş
gibiydi. Kızı Asya’nın doğru söylemek gerekirse farklı bir tarzı olsa da özünde mükemmel bir kişiliğe
sahip olduğu her tavrından belli oluyordu.

 

 

 

 

 

 

 


Çok eşyası olmadığı için yerleşmeleri kısa sürmüştü. Fakat evde bizim dikkatimizi çeken tek şey çeşit
çeşit, renk renk örgü iplerinin olmasıydı. Öyle çok seçenek vardı ki sanırsınız Nermin teyze bu işten
para kazanıyordu. Annemin yumaklara bakışını Asya fark etmiş olacak ki “annemin vazgeçilmezleri”
diye söze başladı. Meğer bu işten para kazanmaktan daha kayda değer bir işe yarıyormuş bu iplikler.
Nermin teyze her okul dönemlerinde örüp örüp biriktirdiği kazakları soğuk memleketlerin köy
okullarına yardım kampanyası dâhilinde gönderiyormuş. Annemi görmeliydiniz, nemlenen gözleriyle,
derinden etkilendiğini öyle güzel ifade ediyordu ki. Ertesi gün akşam yemeğinde annem, babama bu
olaydan bahsederken gözleri parıldıyordu. Babam “Allah yüreği güzel insanlardan razı olsun” diyerek
daha bir manalı hale getirmişti durumu. İşte o gün çok daha iyi anlamıştım şahane bir aileye sahip
olduğumu.
Maalesef ki mahalle ahalisi, yeni komşularımıza bizim kadar samimi yaklaşmıyorlardı. Bilirsiniz
herkesin birbirini tanıdığı küçük kasabalarda insanlar her şeye hâkim olma konusunda pek bir
isteklidirler. Öyle ki bunu alelade yapmakta hiç bir sakınca görmezler. Nermin teyzenin kocasının
gerçekte var olup olmadığı, ne iş yaptığı, gazinoda çalışmış olup olmadığının doğruluğu, Asya’nın
tarzı yani kısacası bir ailenin özeline giren her şey onları daha yakından ilgilendiriyordu. Bu sebepten
kendi aralarında yaptıkları dedikodular kulaktan kulağa usulsüz konuşmalar halinde sürüp gidiyordu.
Fakat ne yazık ki insanların bir sınırı yoktu. Hatta bir gece şangırdayan camlar bunun en iğrenç
göstergesiydi. Kasabanın gençlerinin sergiledikleri tavır Nermin teyze ve kızını tedirgin ederken;
kadınların ve adamların bakışları onları sürekli rahatsız edecek cinstendi. Neden böyleydi? Neden
insanlar başkalarının hayatlarına müdahale etmede kendilerini bu denli özgür buluyorlardı? Nermin
teyze sanki bu durumları devamlı yaşarmış gibi, sütliman bir tavır sergiliyor; müdahalesizce fırtınanın
geçmesini bekliyordu. Kimsenin onu sarıp sarmalamasını beklemese de gözlerindeki yalvarış, aslında
anlayış arzusunun en masum şekliydi.
İnsanların bilmek istedikleri tam olarak neydi veyahut da bunları bilmek onların hangi işlerini
kolaylaştıracaktı? Kadın olmak zaten zor iken hele ki bir kız çocuğu ile yalnız kalmak belki de hepsinden daha zordu. İnsanların önyargıları ve bir çırpıda sırtınıza yüklediği hükümleri vardı. Peki,
bir kadın tek başına hayatta kalma mücadelesi verirken; sürekli olarak yargılanması benliğine yapılmış
en büyük saldırı değil miydi?
Nermin teyze hiç tanımadığı kocası ile yirmi yaşında ailesi tarafından evlendirilmiş ve eşini kötü bir
hastalıktan yedi yıl sonra kaybetmiş. Gencecik yaşında kızı Asya ile tek başına kalmış. Üstelik
kimsede sahip çıkmamış. Yinede yaşadığı tüm kötü muamelelere karşın hem kendini hem de kızını
çok güzel yetiştirmiş bir anne.
Mahallenin, yaptıkları haksızlıklara rağmen Annem ve Babam bir kez olsun Nermin teyze ve kızına
kapılarını kapatmadılar. Aksine onlar için ellerinden gelen her türlü desteği sağladılar.
Şimdi aradan geçen on iki sene sonrasın da ben çiçeği burnunda bir öğretmen Asya da başarı
merdivenlerini emin adımlarla çıkan bir hukukçu.
Annem ile Nermin teyze örgü işlerini büyütmüş kasabanın en güzel yerinde şirin mi şirin bir dükkan
sahibi olmuşlardı. Üstelik yardım derneklerinin sayılı değer birer üyeleri ve mahallenin imrenerek
baktıkları kadınları haline gelmişlerdi.Bunun yanında ben ve annem birer kız kardeşe sahip olmuştuk.
Şimdi düşünüyorum da “iyilik” insanların hayatlarını sihirli değnek değmişçesine değiştiren en gerçek
mucizeydi.