Sokak Sahne

İKİNCİ ŞANS

Lavinya Öz 

  • Facebook
  • Twitter
  • Pinterest
  • Siyah LinkedIn Simge

“İkinci şans diye bir şey mutlaka vardır ve kulağınıza şöyle fısıldar:
Tüm geç kalınmışlıklar için hep erkendir, yeter ki; göz görsün, kalp bilsin, dimağ fark etsin.”

*

Sabahın ilk ışıklarıyla bir mühtedi, hiç acele etmeksizin yavaş ve sakin adımlarla, “BİR
UMUT” sokağında zuhur etti. Henüz aldığı muştuyu ailesine götürmekteydi. Bir haftadır
uğramadığı evine vardığında o eski püskü bavulunu yine kapının önünde buldu.


“Yapma be Melahat, bende ne kabahat?” dedi yer altından çıkan bir sesle.


Kapıyı çalmadı.
Neden sormadı.
Bağırıp çağırmadı.
Yılda beş altı kez karşılaştığı bu duruma alışık olarak aldı bavulunu eline, kepenklerini henüz
açmış olan mahalle kahvesinin yolunu tuttu. Yer edindiği masaya oturdu. Çok acıkmıştı.
Kahvenin çırağı Lütufkâr annesinin saklama kaplarına bıraktığı nevaleyi adamın masasına
bıraktı.


“Necmi Abi sen başla. Ben şimdi yan fırından iki taze somun ekmek de alıyorum... Çay da
üstünde… Beraberce artık Allah ne verdiyse...”
Necmi Abi; yorgun, yaşlanmaya yüz tutmuş suretindeki gömük gamzelerini iliştirdi en güzel
tebessümüne ve belli belirsiz salladı başını.


Lütufkâr bir kaç dakika içinde, üstünde dumanları tüten somun ekmeklerle geri döndü. Yanan
ellerini ekmekleri masaya bırakarak kurtardı. Daha demini tam almamış semaverden iki de
çay doldurdu. Kahvaltı boyunca bu kendi kendine gülümseyen adama hiçbir şey sormadı.
Sessiz sedasız kahvaltılarını yaptılar.


Lütufkâr ekmek kırıntılarının döküldüğü gazeteyi toparladı, dışarıya, kuşların yiyebileceği bir
yere serpiştirdi. Güvercinlerin hiçbiri kaçmadı kendisinden. Birini avuçları arasına aldı
kulağına bir şeyler fısıldadı, öptü ve bıraktı sonra yere. Daha demli iki bardak çay getirdi
masaya.


“Bu güverciklere de bir yer yapmak lazım. Kediler kapıveriyor hayvancıkları yerlerde yem
yerken, üzülüyor insan. Misal şimdi bir düşün; yemek yiyorsun ama bir bakıyorsun seni
yemişler, korkunç bir şey!”
“Hallederiz!”
“Ee! Necmi Abi, at yarışı nasıl gidiyor?”
Sadece: “İyi,” dedi Necmi Abi muğlak bir tebessümle.
“Ev sahibiniz bir haftadır her gün kahveye gelip seni soruyordu, belki bilmek istersin.”
“Sağ ol! Bakkalı, manavı hiç anlatma e mi? Hallederiz!”
“Oynama şu mereti be abim. Şimdiye kadar ne kazanmışsın ki? Çocuklarının rıskını verme
ganyanlara.”
“Tamam, vermem. Sen ne yaptın, istedin mi Zehra’yı babasından?”
“İstedim de vermediler abim. Kahveci çırağı kızına bakamazmış. Öyle dedi babası. Hangi
parayla rahat ettirecek mişim pamuk gibi kızını? Yani kimse mutluluğu düşünmüyor. Bir ev al
kızımın üstüne yap vereyim diyor. Anlayacağın imkansız o iş. “İki gönül bir olunca samanlık
seyran olur,” diyen yok, herkes “İki çıplak bir hamama yakışır,” diyor abim, o da ata sözü bu
da ata sözü hangisini dinlesin, hangisini çiğnesin bilemiyor insan. Akıl sır ermiyor şu ata
sözlerinin işine. İnanır msıısn, şu güvercinlerden bile dua dileniyorum her sabah ama karar
verdik kaçacağız biz.”

“Yok kaçmayın.”
“Ya ne yapalım abi?”
“Hallederiz!”
İki üç saat sonra yine beklendiği üzere küçük Rıza kahveye geldi. Babasına yaklaştı:
“Baba, annem eve gelsin diyo,” dedi.


Olmasını istediği tek dünyası mahallesi ve ailesi olan Necmi; bir elinde, içinde hiçbir zaman
neler olduğunu bilmediği eski püskü bavulu, diğer elinde onu bu hayata bağlayan Allah’ın
Rıza’sının minik, sıcak eli, sol üst cebinde; kalbine en yakın yerde duran, on trilyon lira
tutturduğu çeyrek piyango bileti vardı. Böyle bir paranın yarısının yarısı da rahata erdirirdi.
Herkese öyle söylese de; hayır, onu son kalan parası ile filan almamıştı. Yine cep delik
cepken delik olan günlerden bir gün aç ve sersefil, bir lokantanın önünden geçerken
eğlenerek, sohbet ederek ma’aile yemek yiyenlere baktı dikkatle, küçük olan erkek
çocuklarını hep baba hasreti çektirdiği Rıza’sı, hep gülümseyen mutlu kadınları da çilekeş
Melahat’i imiş gibi tahayyül etti, bir zamanlar gülmek en çok Melahat’e yakışırdı diye geçirdi
içinden, ne olmuştu da yediveren gülünü soldurmuştu böyle? Sair masalarda tek başına oturan
yaşlı adamları ise kendi sonuna benzetti. “Hak etmiyorum onları,” dedi içinden. O an karar
verdi tövbelerin tövbesi ki bir daha ganyan manyan yoktu. Cebinde kalan son parası ile
hemen yakınında bulunan seyyar bir piyangocudan çeyrek bilet almak istedi… Sonra
vazgeçti. “Bu nasıl tövbe yahu böyle?” diye düşündü. Kumar denilen bu illet ne onulmaz bir
hastalıktı. O para ile en yakın hamama girip yedi kez su dökündü ve pirüpak evinin yolunu
tuttu.


Hamamdan yeni çıkmıştı ki kuvvetli bir rüzgâra yakalandı, toz kaldıran rüzgâr nereden
geldiği belli olmayan çeyrek bir piyango biletini Necmi’nin alnına yapıştırıverdi.
Necmi; bir elinde, içinde hiçbir zaman neler olduğunu bilmediği eski püskü bavulu, diğer
elinde onu bu hayata bağlayan Allah’ın Rıza’sının minik, sıcak eli, sol üst cebinde; kalbine en
yakın yerde duran, on trilyon lira tutturduğu çeyrek piyango bileti ve aklında Melahat’ine
söyleyeceği mutlu ve gururlu kelimeleri ile evinin, ailesinin yolunu tuttu.


“DİLE BENDEN NE DİLERSEN MELAHAT”

*

© Copyright

 

Mahlas

İlk okunuşunda bir terdit ile karşılaştığımız, kısa ve öz bir üslupla beraber belagat kabiliyetinden çok anlamlı bir akıcılığa sahip bir eser. 


İçeriği bakımından Samipaşazade Sezai'nin "Küçük Şeyler" kitabındaki Kediler adlı trajikomik öyküsünü anımsattı bana. Kıt kanaat geçinen, cebinde para olmayan bir baba evden ayrılışı ile başlıyor olaylar ortak olarak. Ardından eskisi kadar bulamadığımız sokakları samimiyet dolu mahalle ve sıcakkanlı sakinlerinin konuşmaları dolduruyor kulaklarımızı...

Fakat metinde başka bir şeyle daha karşılaşıyoruz, Kediler öyküsünden farklı olarak. Adından da görüldüğü gibi ikinci bir şans veriyor yazar hikayenin epiloğunda. Karşılaştığı bir fırsata tezat özgürlüğü tahayyül ettiği mutluluğa, evine geri dönmeye çeviriyor başını. Kendi gururu ile başlayan hikayesi sadakatinin kanıtı ile bitiyor. 

Kediler öyküsüne trajikomik desek de sonunda yine ana karaktere burukça bakarken bu hikayede kendisine ikinci bir şans verilmesinde rağmen aynı burukluğa sahip olmasının nedeni, ikisinin de sahip olduğu ortak bir yöndür belki de: Sadakat. 

- Mehtap. 

(Divit Kalem Dergi yazar kadrosundan)