KAPLUMBAĞANIN KELEBEK DANSI

İrfan Uğur

Çoğumuza göre kaplumbağalar hantal, yavaş ve tembel yaratıklardır. Acaba, onları
öyle sanmamızın sebebi bizde öyle bir görüntü uyandırmalarından olabilir mi? Oysaki
kaplumbağalar için, uzunca geçen bir ömrün tozlu yollarında ilerlerken, hızlıca koşup
gitmenin hiç bir acelesi yoktur. Hem zaten acelecilik sadece insan için üretilen boş bir
kavram ve beyhude bir çaba değil midir? İsterseniz bize neden öyle gözüktüklerinin
sebebini bir de onlardan dinleyelim.


-Herhalde insan olmak biz zavallı kaplumbağaların hiç bir zaman erişemeyeceği, üstün
bir meziyet olsa gerek! Her halimize bizden daha fazla anlam yükleyerek sözüm ona
yaşam alanlarımızı kurtaracaklarmış. Ama sanırım bunu anlamak bile öyle bir beceri
ister ki, değil biz kaplumbağalar, şu insan türünün dahi çoğunun henüz gösteremediği
bir çaba olmalı. Şunu size temin edebilirim ki benim ne umarsızlığımdandır
yavaşlığım ve ne de yavaşlığımın kaçınılmaz sonucudur, bu talihsiz umarsızlığım.
Antik Yunan kahramanı Akhilleus bile bu hayat koşusunda beni geçememişken, beni
geçecek başka birini gösterin de ben de usta Zenon’a kızacak bir neden bulayım! Ama
insanlara şöyle bir bakıyorum da uzun yaşamlarının beyhude yavaşlığını, çoğu zaman
rahat olmalarına bağlıyorlar. Eğer Tanrıdan hantal bir kaplumbağa değil de hızla uçan
küçük bir kelebek olmayı dileme şansım olsaydı, buna değip değmediği konusunda
pek emin olamazdım. İnsanların o kutsal babasını dahi küçük bir öpücük değil miydi
ölümün o soğuk çarmıhıyla buluşturan.
Derken tesadüfen oradan geçen nazik mi nazik bir kelebek kaplumbağanın sözlerini
duyar.


-Biri benden mi bahsetti, şu sessiz koruluğun serince esen gölgeliği içinde? Hislerim
beni yanıltmıyorsa, sanki birileri hayatımın şu güzelim baharında gördüğüm bunca
güzelliklerin yaşanmaya değer olup olmadığını merak ediyormuş! Bunu bir
kaplumbağa değil de bir salyangoz merak etseydi doğrusu daha az şaşırırdım. Sakin
bir ruhun ağır yükleri altında geçen uzun bir ömrün bunun tereddüdünü yaşaması,
trajik değilse bile kesinlikle komik olmadığını söyleyebilirim.

-Amma da büyüttün sen! Der kaplumbağa. Hem senin bu tuhaf, biçimsiz renklerini
gören de dünyaya uçmak için değil de sessizce gezinen bir pandomim veya bir palyaço
olmak için gelmiş sanır. Yanlış mıyım yani? Bir kere senin bunca hızına ve renkli
hayatına rağmen ömrünün kısalığı seni düşündürmüyor mu hiç? Senin bunca
hafifliğin, yeryüzünün ağırlığınca akan şu üzüntü girdabında savrulmana sebep
olmuyor mu? Nedendir bilmem güzel olan şey eğer bu kadar kısa ise, bu güzel
sandığımız şeyin nesi güzel.


-Benim bunca kısa ömrümde yaşadığım bu kadar çok serüven, torunlarımın torunlarına
dahi anlatacak bir tablo gibi hatıralar bırakır yeryüzünün her bir köşesine. Nesilden
nesillere bu tatlı hatıraların geçmesi, bizim var oluş sebebimizin sadece çok küçük bir
parçasıdır. Oysaki hakikat! bundan çok daha büyüğüne bizi şahit kılmıştır. Benim
kanatlarıma binen küçük bir esinti başka bir yerde fırtına koparırsa, bunu izah edecek
yüzü de, zamanı da bulamazsın kendine.


-Gören de kelebekler kendilerinin bu bahar mevsiminin en özgür, en fırtınalı hayatın
en nadide kuşları olduğunu sanır! Kuşkusuz bir şahin dahi hem çok daha yükseğe uçar,
hem o muhteşem yuvalarını dipsiz uçurumların uğultusu arasında el değmemiş
yüksekliklere kurar. Senin esinti bile çıkarmayacak sessizliğin, hangi fırtınalara gebe
acaba. Rengârenk çiçeklerin açtığı bu aşk bahçelerinde bir kaç zaman gezinmiş diye
hayatın en mutlusu olmuş sanki. Oysa bir ölünün dahi başucunda yüzlerce çiçekten
oluşan bir çelenk dolanır da ona bir faydası olmaz. Yani bu sıradan ve beyhude çabalar
içinde sürdüğüm hayat, güzel bir prenses gelip öpecek diye, beni çirkin bir kurbağa mı
yapsın? Bu kadar tuhaf mı yani her şey?


- Doğrusu hayatımda senin kadar karamsarını ve kötümserini görmedim! Sanki her
yediği elmada bir kurt çıkmış gibi homurdanıp duruyorsun. Öyleyse daha açık bir
ifadeyle söyleyeyim sana, yıllarımı sert bir kabuğun ağırlığı altında bir korkak gibi
gizlenerek geçirmektense bu kısacık ömrümün son saniyelerini dahi dans ederek
rüzgâr ile dönmeyi yeğlerim.


-Kelebek dansıymış püh! Sonu ölümle biten bir ağıt ne zamandan beri dans olmuş?


Benim ömrümün uzunluğu, biriktirdiğim yılların sarsılmayan tecrübelerinde saklı.
Senin gibilerinin beni anlamasını beklemek de benim ayıbım olsun! Çiçekten aldığın

aşkı ve muhabbeti ben zehirli bir ottan, acı bir maruldan bile alırım. Benim yüce
uzletim senin gürültülü ve tantanalı şölenlerinden daha tatlı gelir ruhuma.
Kelebek biraz öfkelense de, hiç belli etmez.


-Bir kere sen hiç uçtun mu ki? Benim kanatlarıma laf ediyorsun! Uçurtma
olamıyorsam onu uçuran ip olurum, belki bir el gelir de gönlümü o uçurtmaya bağlar
diye! Eğer gökyüzü senin yabancısı olduğun bir yer ise burada benim bir kabahatim mi
var ki yaşanan bunca güzellikleri küçümser bir edayla yerle yeksan edersin. Seni
anlamaya mecalim olsa bile ömrüm buna yetmeyebilir. Ama bari ömrümün yettiği
yerde mecalimi sorgulama benim.


-Siz kelebekler şiir gibi konuşur ama arı gibi sokarsınız, sonrada gelir bizden anlayış
ve sevgi beklersiniz. Ama söyleyeyim size! benim geçer akçem tatlı sözlere değil, acı
gerçekleredir. Hadi seni anladığımı sanabilirim ama yanılmadığımın garantisini bana
kim verecek? Bu gökyüzü krallığının vaz geçilmez soytarısı olan insanoğlu bile anlam
kargaşasında bu kadar cahilken, lütfen beni başka yolculuklara çıkarma...


-Evet, insanoğlu bu latif yolculuğumuzun önemli bir parçası değildir elbet. En azından
yaptıkları bunun göstergesidir. Ama bu anlaşmazlığımızı da o değilse kim çözecek.


-Aslında anlaşmadığımızı söylemek için henüz çok erken. Der kaplumbağa. Ama siz
kelebeklere de sonucu beklemek için doğrusu çok geç. Eğer birbirimizi anlamak için
bu yola beraber girdiysek, bu yolun sonunun da ve ne kadar sürdüğünün de, yolun
kendisi kadar önemi var mı acaba? İç içe geçen bu hal, ruhumuzun her zerresine sinen
bu güzellik, yolda olmanın da o muhteşem zarifliğini ortaya çıkarmıyor mu? Tıpkı
geçtiğimiz her yerde gördüklerimizin bu meşakkatli yolu daha anlamlı kıldığı gibi.
Kelebek olmak eğer yolda olmak ise sanırım kısa yaşamın sırrı gerçek bir tatminden, o
anın ruhumuza verdiği o tarifsiz huzurdan geçer.


-Bak bunu doğru söyledin! Biz kelebekler kısa yaşamın mutlu sırrını daha çok
gezmekte değil de daha çok aşkta bulduk. Eğer bir tek anım dahi o hakiki şerbetin
aşkına boyandı ise, uzunca geçen tatlı bir ömür bile sadece teferruattır.
-Aslında! Der kaplumbağa. Benim bu ihtiyar omuzlarıma binen ağırlığın yükü,
yüreğimi de yorgun kılıyor. Böylesine uzun ve meşakkatle geçen bir yaşamın sonunda,

beni daha da sakin kılacak bir kıyıya, bir koruluğa ulaştım mı? Evet, dans etmek ve
renkli bir hayatın yıldızlı semasında hafifçe esen rüzgârların kanatlarına binmek benim
gibiler için bile muhteşem bir serüven olurdu. Ama ya sonrası, ya sonrasında ne
olacaktı. Merak duygumu uyandıran bunca heyecan nereye gidecekti beni böylece terk
edip.

 

 

 

 

 

 

 

 


-Şimdi sen bırak bu filozofça lafları! Bence senin bunca uzun yaşamından bana
anlatacak çok şeyin olmalı. Aslında ömrüm seni uzunca dinlemeye yetmeyecek olsa da
dinlemekle geçecek bir ömrü, kendi hesabıma bir zenginlik sayarım.


-Halimi arz etsem, halsizliğim beni gözyaşına boğar. Toprak yüreğimin gömüldüğü bir
mezarlıktan başka ne olmalı ki? Ama işte o gül bahçesi ki benim tüm kahrımı bir
çırpıda yere seriyor.


- Eğer kelebek olsaydın belki de uzun yaşamanın sırrını merak ederdin. Ama şimdilik
tutmuş uzun yaşamanın yorgunluğundan gem vuruyorsun.


-Hayır, hayır! Benim de senin ki gibi rengârenk ve hafif kanatlarım olsaydı, tüm
ağırlıklarımdan kurtulur, varoluş sessizliğimin dayanılmaz hafifliğini yazardım.


-Amma da abarttın! Oysaki tüy de hafif, toz da ve hem gökkuşağı kadar pamuk şekeri
de hafif. Öyleyse sen hangi rengin hangi hafifliğinden bahsediyorsun, ey uslanmaz ve
aksi ihtiyar!


-İhtiyar olduğum ortada, ama bunak olduğum konusunda biraz ihtiyatlı davranmanı
senden istirham ederim. Fakat görünen o ki sebepsiz meşakkatler gerçek bir savaşın,
bir karmaşa heyulasının henüz başlamadığının açık seçik bir ifadesidir. Öyleyse buyur
bitecek bir ömrün bitmeyen hayallerine umutla ve dost olarak dalalım...

  • Siyah LinkedIn Simge
  • Facebook
  • Twitter
  • Pinterest