616x321-hadi-ipucu-sorusu-altin-palmiye-

Kış Uykusu Filmine Eleştirel Bir Bakış

Gamze Yüksel

Kış Uykusu, Türkiye-Fransa-Almanya ortak yapımı Nuri Bilge Ceylan filmidir.
Bu yazıyla Nuri Bilge Ceylan'ın 2014 Cannes Film Festivali’nde (tam 32 yıl sonra
Yılmaz Güney’in ardından) Altın Palmiye ödülüne layık görülen Kış Uykusu
filminin ahlak felsefesi açısından analizi yapılacaktır.

Nuri Bilge Ceylan, Türkiyeli bir aydının tipolojisini Aydın karakteriyle ortaya
koyuyor. Aydın; 25 yıl tiyatro yapmış, sonrasında baba topraklarına yerleşip
işlettiği otelde genç karısı ve eşinden ayrılmış kız kardeşiyle beraber yaşayan
biridir. “Türk Tiyatrosu Tarihi” isimli bir kitap yazma çabalarındaysa da yazmaya
başlayacak birikimi ve gücü kendinde bulamayan, bulamadığını kendine dahi
itiraf edemeyen Aydın, kardeşinin deyişiyle “kimsenin okumadığı” yerel bir
gazetede, “Anadolu kasabalarındaki estetik yoksunluk, sakillik” temalı düzenli
yazılar yazmakta. Etliye sütlüye dokunmamak için çabalayan, cesur gibi görünüp
esasen çıkarına gelmeyecek bir davayı savunmaktan da imtina eden Aydın;
aşağılayıcı, elitist bir aydın, düzen adamıdır aslında.

Ne ailesinin ne karısının

beklentilerini yerine getirebilmiştir. Bunun farkında olarak, kendini ve işlerini

anlamlı, önemli kılmak için çabalar. Örneğin, karısı Nihal’in düzenlediği yardım
kampanyalarıyla en ufak bir ilgisi olmamasına rağmen, kendine gelen okuyucu
mektubunda yer alan övgüleri duyurabilmek için bir anda yardımsever oluverir.
Üstelik oldukça edebi bir dille yazılmış ve büyük bölümü Aydın’a methiyeler
düzmekte olan mektubun hakiki varlığı da şaibelidir. Aydın, Garip Köyü’nden
gelen yardım talebiyle yazılan mektuptan Nihal ile kasabanın seçkinlerinden
Suavi’ye bahsederken kendini yüceltme arzusunu hissettirir. Mektupta Aydın
Bey övülüp yüceltildiği için mektup yazarı kızcağız da iyi niyetli, temiz, akıllı,
idealist, vb. bir kız nitelemeleriyle övgüyü hak eder. Yardımlar, zenginlerin
yoksulluğa bakışındaki Sosyal Darwinist bakışı da yansıtır. Aydın bir taraftan
ikircikli bir yardımsever tablosu çizerken Suavi bu duruma Sosyal Darwinist
yaklaşır. “Yoksulluk, fakirlik doğal afet gibidir bir yerde, kadere karşı
gelemezsin ki… Sen kendi işine bak” der Aydın’a. Başka bir tartışmada Aydın
“Üç kuruşluk paramız varsa suçlu muyuz, Allah böyle yaratmış, doğada var mı
adalet?” diyerek Sosyal Darwinizm’e eklemlenir. Sosyal Darwinizm’e göre
yoksulluk ve hastalık gibi olgular ekonomik ya da sosyal eşitsizliklerden değil,
kişisel hata ve yetersizliklerden olduğu için devletin ve kişilerin yoksullara
yönelik kamu hizmeti ve yardımlarla sürece müdahalesi kişi özgürlüklerini ihlal
edeceğinden doğal süreci bozmak anlamına gelir. Doğanın yasasını kabul
etmemek toplumsal ve ekonomik ayıklama sürecini de bozacağından insanlığın
zararına sonuçlar doğuracaktır. Yoksulluğu bu bağlamda doğallaştırarak
vicdanını rahatlatmak isteyen Aydın, isim vermeden ne kadar çok yardım
yaptığını anlatarak da güç kazanmak ister. “Soylu insan” Aydın acıma
duygusundan değil, güç duygusuyla bahtsız insana yardım etmekten kendi
gücünü yeniden üretir. Kant’a göre başkalarının mutluluğunu dileyen insanlar
değil bu mutluluğa katkısı olan kimseler iyi yüreklidir. Her insanın sahip olduğu
doğal amaç mutluluksa bu amaç başkalarının mutluluğuna katkı sağlamaması
halinde bu insan, kendisi amaç olarak insanlıkla negatif bir uyuşmazlık içine
girer. İnsan yaşamını zevk ve haz aldığı faaliyetlerden değil, güçlerini harekete
geçirmeyi gerektiren meşguliyetlerinden idrak eder. Meşguliyetlerinden
beslenen bilinç yaşam bilincini de beraberinde getirir Aydın ise başkalarına
yardım ederken güç istencine göre hareket edip haz almaktadır ve bu nedenle
Kant'ın ahlak felsefesine aykırı hareket eder.

Öte taraftan Nihal’in yardımseverliğini ele alacak olursak hayatı boyunca hiç
çalışmamış biri, konfor alanından hiç dışarı çıkmamak için artık sevmediği, öfke
ve nefret duygularına sahip olduğu kocasından boşanamayan bu yüzden de

hayatı kendine zehreden bunun içinde kocasını suçlayan genç bir kadının
yardımseverliğe soyunmasının nedeni ise kendini iyi hissettiği ve bir şeyler
yapabildiği tek yerin orası olmasındandır. Kant tam da bu noktada bir şeyin
gerçekten ahlaklı olabilmesi için ya da ahlak kurallarına uygun olabilmesi için
yaptığımız bir eylemin sizin çıkarınıza olmasa bile yalnızca ahlak kurallarına
uygun olması açısından yapılıyor olması gerekir der. Yani bana zarar verse de
ahlaka uygun olduğu için ben onu yapabiliyor olmalıyım, der. Halbuki herkese
yardım etmek istediğini söyleyen Nihal, sırf Aydın istiyor diye yardım isteyen
kıza karşı çıkmaktadır. Kant ahlakına göre, yalnızca ahlak kurallarına uygun
olarak bir şeylerin yapılması kendi çıkarına değilse bile yapılması ahlaklılıktır.
Halbuki yardımseverlik sadece yardım edilmek için yapılması gereken bir şeydir.
Nihal’in kiracıların evine gidişi de hayırsever olmaktan daha ziyade herkesin
gözünde Aydın’ı daha kötü hale getirmek, onun iyi insan olmadığını göstermek
içindir. Nihal de yardımseverliği ahlaksızca kendi çıkarı için yapar çünkü gerçek
ahlak felsefesinde mesele, bir yardımın sonucunda kendimizi iyi hissedip
hissetmememiz değildir. Nihal tüm bu yardımları kendini iyi hissettiği için yapar.
"Yardımseverlik piyasa yapmanın yeni adı oldu çıktı bu evde.Hayatı boyunca
hiç çalışmamış, hiç para kazanmamış bir kadının günah çıkarma merasimi,
neyin günahını çıkarıyorsa? Yardımseverlik aç köpeğin önüne kemik atmak
değildir. En az köpek kadar aç olduğunda kemiğini onla paylaşmaktır.”
Öte yandan Necla karakterine baktığımızda kötülüğe kötülükle karşılık
vermemek gerektiğini eğer bir hırsız bir şeyleri alıyorsa bırakıp alması
gerektiğini söyler. Çünkü o zaman yaptığı şeylerin yanlışlığını anlayacağını ve
düzeleceğini söyler. İlerleyen sahnelerde Necla’nın da bu konuşmayı kendi
çıkarı için yaptığına tanık oluruz. Bu konuşmayı yapmasının nedeni: yalnızlıktan
ve can sıkıntısından kurtulup kendisine birçok kötülük yapan eski eşine
dönebilmek içindir. Sırf kendi çıkarı için insanları ikna etmek uğruna sarıldığı bir
inanıştan öte gidemediğini hizmetlinin ince fincanlarından ikisini kırdığı zaman:
“Bunların maaşlarından keseceksin, bak bir daha kırıyor mu?” diye
söylemesinden anlıyoruz. Hani, kötülüğe kötülükle karşılık vermemek lazımdı?
Her üç karakter de dünya ve ahlak görüşlerinin eğer kendi çıkarları söz
konusu olursa tam zıddını yapma durumunu gösteren insanlardır. Aslında
hepimiz bu kadar insanız. İnsan olmanın ideali yok. İnsan olmak; içimizdeki
kötülerle, utanç duyacağımız durumlarla, ahlaksızca toplumsal normlara
uymayan ahlaksızlıklarla, kendi ettiğimize de uymayan kimi davranışları
sergilemekle, başkalarını da sanki kendimiz pürüpakmışız gibi durmaksızın

eleştirmekle oluyor. Film, eleştiren canlılar olduğumuzu çok güzel yüzümüze
vurur. Bu karakterle Nuri Bilge Ceylan, koşullar uygun hâle geldiğinde herkesin
o kötücül tarafını ortaya çıkarabileceğini ve en az Aydın, Necla, Nihal kadar kötü
olabileceğini gösterir.
Filmdeki bir başka karakter İlyas, biat kültürünün devamı için amcası Hamdi
tarafından gördüğü baskıya rağmen, neyi neden yaptığını belki de çok
bilmeyerek direnmeye çalışan bir çocuktur. Muktedir karşısında boynunu
bükmesi, erkin elini öpmesi dayatılırken, bir anda düşüp bayıldığını görüyoruz.
İnanmadığı bir şeyle yapmak zorunda kalacağı bir şey arasında sıkışması ve o
dilemmayı, o çatışmayı yaşaması çocuğun ruhsal olarak bu işten kurtulabilmesi
için bilinç dışı bir tepki gelişir ve çocuk kendini geçici de olsa o andan, o acıdan
kurtarır. Bir sonraki sahnede yönetmen bu noktada yılkı atının derede verdiği
mücadele ve müthiş çırpınmayı göstererek, bir önceki sahnenin etkisini
doruklara çıkarır. Bir diğer karakter, Aydın’ın çamurlu ayakkabılarını kapı
önünden ittiği, yanına geldiğinde havasızlıktan şikayetle pencereleri açtığı, güç
karşısında eğilip bükülen imam Hamdi. Bu ikili arasındaki ilişkiyle halk ve aydın
arasındaki ilişkiyi somutlandıran yönetmen, izleyenleri mevcut sosyal, siyasal ve
ekonomik zeminin eleştirisiyle kış uykusundan uyanmaya davet ediyor.
Hidayet karakterinden de söz etmek gerekirse hizmetli sınıfına mensup
Hidayet’in kraldan çok kralcı olduğunu izleyip sinirlenmemek mümkün değildir.
Özellikle uzun bir yolu yürüyerek gelen Hamdi ve İlyas’ı, geri götürebileceği
söylendiğinde olmayan bir iş uydurup otelden ayrılması, ait olmadığı tabakaya
entegre olma çabasını ayyuka çıkaran bir sahnedir. Filmin sonlarına doğru ise
kardan kayan ayakkabılarıyla defalarca yere düşerken, Aydın’ın sağlam
botlarıyla aynı alanda dimdik ayakta durması, bir yandan imamın kapı önünde
itilen ayakkabılarını hatırlatıyor, diğer yandan Hidayet’in imamla arasında var
sandığı sosyal statü farkının kayıp düşmesini sağlıyor.


Nuri Bilge Ceylan, “Kış Uykusu" filmiyle hayatta bir insanı birtakım
nitelikleriyle değerlendirip bir yere koyarsanız sonra öyle bir durumla
karşılaşırsınız ki utanırsınız der. Biraz bu durumu da hissettirmeye çalışır bazı
yerlerde. Bir insanın varoluşsal sorunları üzerinden evrensel kaygılarını
konuşmak istediği bir filmdir. Film; vicdan, utanç, gurur, iyilikseverlik, ahlâk,
yardımseverlik ve kötülük gibi ciddi evrensel değerler üzerinde kafa yorar.
Gururu, onuru bu kavramların gerçek anlamlarını kurcalar. İsmail (çocukla
beraber) filmin en gururlu insanı ama bu yüzden aynı zamanda en sorumsuz ve
bencil insanı belki de. İmam belki gururunu en ayaklar altına alan insan ama öte
yandan en sorumluluk sahibi olan. Bu kavramları başka şeylerle bir arada ele

alır. “Ne gururlu adam, helal olsun!” diye bakamıyoruz. Hangisine daha çok
saygı duyarız? Birinin paraları ateşe atabilme kahramanlığı göstermesine mi
yoksa Hamdi’nin gururunu hiçe sayıp annesine, ailesine bakıyor olmasına mı?
Gerçek fedakârlık hangisi? Gerçekten değerli olan hangisi? Hayat her
ayrıntısıyla insanı şaşırtır, peşin hüküm vermek kolay olmalı. Peşin hüküm
verebileceğimiz durumların içinde insanı şaşırtacak ayrıntılar olabileceği
kuşkusunu sürekli taşımamız gerektiğini düşündürür. Yazımı Voltaire'den bir
sözle bitirmek istiyorum:

 

"Aldanmak yaptığımız her işte şaşmaz yazgısı
hepimizin her sabah, parlak işler tasarlar gün boyu budalalık ederim."

Kış Uykusu Filmine Eleştirel Bir Bakış- Gamze Yüksel

  • Facebook
  • Twitter
  • Beyaz Instagram Simge