pexels-kei-scampa-3009487.jpg

KALANLAR

Öykü Özcan

Meşum beyitlerle dizili dört duvarın ihtiva olduğu yalnızlık, bütün şehri kapla-
yan günbatımı ışıklarından gürültülü bir sessizlikle yakınıyordu kalanlara. Kaya-
lıkların aralarına sıkıştırılan umut bulamamış oltanın denizde bir sabır kadar ka-
lagelmiş misinalar, bekletilmiş beklentilerin sonunda inkisarıyla boğulmuş umut-
suzların bir gece boyu bıraktıkları sıkıştırılmış bira kutularıyla kaplı terk edil-
mişliği ile oradaydılar gene. Sakil tecrübenin keskin kurşunundan mustarip keli-
meleri viraneye dönmüş yüzlerin benzerliğiyle kaplanıyor şehrin her bir köşesi

binalarının içinden, kalan son birkaç kişi, şehrin her yerindeler.

Koyu renksizliği düşüncesizliğin grisine boyanmış insanların, kaldırımların ke-
narlarına dizmiş kafelerin içindeki masaların birinde oturmuş, kendi fikirlerine

bukağı bağlamaya çalışan insanları bulutları aşan bir fırtına peyda iken oturmuş

izliyor biri, sırılsıklam olmuş düşüncesizce yağan sıradanlığın damlalarıyla. Yağ-
mur daha da şiddetleniyor sonra, kendini özgürlüğüne ulamış damlaların taarru-
zunda hissediyor yüzünü, ıslak saçları onu rahatsız etmiyor.

Biri de içinde maskelerini taşıdığı kahverengi kaldırılamayacak kadar dolup ta-
şan köşeli çantaları arasından birbirini fark edemeyen farksızlarla dolup taşan

beton kaldırımın uzun, iki ucu meçhul bir dehlizin tam ortasında başını kaldır-
mış, yıldızlarla bakışıyor. Omzuna düşen yalnızlığını bağlayabileceği bir ipi yok

saçlarında, kırgınlığının rüzgârında savruluyor hepsi birer birer, bu kez düzeltmi-
yor, âlim yıldızların inayetiymiş, güveniyor onlara. Gözleri kendi sonsuzluğunda

dalgın, yalnızlığının nereye savrulduğu bu sefer umurunda değil, bu kez özgürlü-
ğüne bukağı bağlayacağı bir tokası bile bileğinde. Ya o çok değişmişti artık, ya

da inanabileceği çok yıldız var o gün gökyüzünde.
“Çekil yolumdan!”

11

Aniden bir kuvvet hissediyor sırtında, kendi kendine tökezliyor denge bulama-
dan, önünden ona sertçe omuz atan adamın yanındaki farksız sinirli bir şekilde

bağırıyor arkada.
Gömleğinde kaldırımın beton zeminine yayılmış çamurun bir izi zuhur ediyor

yerden kalkmaya çalışırken, bugün çok yağmur yağmış, anımsıyor geçen saatle-
ri, yüzü düşüyor aklına gelenlerle.

Yıldızlardan ulema olur muydu hiç!

Son seferinden dönmeyi bekliyor bir diğeri de, geminin camları arasından taş-
mış gökyüzünü izleyebildiği en ucuna oturuyor her zamanki gibi. Müntehir ol-
mak bir seçeneği değil, ölürse de yeniden açacak gözleri martılara daha yakın

olsun diye. Bakıyor etrafına boynunu meyus hareketlerle arkasına doğru çevire-
rek, bu kez telefon kameraları daha kalabalık, güneşin vedası her an teşmil edi-
yor başka ekranları, güneş gün görmemiş bütün umarsızlara zevahirini bertaraf

ediyor başka bir ayrılığın yarınından daha kısa bir süre, safi kendini seçkin sa-
nan bir avam gibi, o farkında değil, kimse bilmiyor.

Kalabalık kendine karşı incizap uyandıran dalgaları arasından peyda olan martı-
lara sakil tatminlerini yükledikleri ekmekleri parçalayıp fırlatıyor, burjuva bir

faşizanın çevresinde proletarya gördüğü an hissettiği güç ihtirası edasıyla bağırı-
yorlar birbirlerine. Rahatsız olmuyor yine de teknenin en ucunda denize doğru

sallandırdığı bacaklarını daha da öne çekerek oturmaya devam ediyor. Vazgeçti-
ği her an kendi mozolesinin dört duvarına bağlı halde buluyor kendini.

Kalabalığın gürültüsünden öte gürültünün sessizliğine bürünmüş gözlerini daha

derine daldırıyor sonra, bir uğultu dolduruyor kulaklarını hemen, kaşlarını çatı-
yor, içindeki şikâyetlerin sessizliği kalabalığın gürültüsüne bürünmüş bu sefer

de, çok şaşırıyor. Konu hakikat olunca bilinci kapalı uykusunda hissettiği tiz
şekvalarla dolan kulakları, kendi sağırlığının eşiğinde gözleri de kör ediyor.

İçindeki ihtirası izhar eden yıldızlar gökyüzünde peyda oldukça yaklaşıyor ge-
mi, varana kadar onlarca balıkçı cevelan ediyor bütün sahil boyu, umurunda de-
ğil, son seferleri aklına geliyor olta bağlanmış umutların, kafasını iki yana doğru

sallıyor hemen, bu sefer değil, bu sefer olmaz.

12

Boyundaki ibrişim kordonu kadar özgür güneş, dışı murassa maskelerin karan-
lıkta sakladıkları bilincini izhar etmeye doğuyor şimdi; kalanların bilinci boyan-
maya tahakküm güneşten açık, yalnızlık deniz kenarına dizili şekilsiz kayalar

kadar yorgun, viran denizin önüne yarısı su dolu kovalarla balıkçılar görünüyor.

Her seferinde daha huzursuz gökyüzüne ihtiva olan viran yalnızlığın sivri uçla-
rıyla bertaraf etmeye çalışıyorlar satırlar boyu fazla kelimeleri, intiba olmasın

diye başkalarına, kendi kelimelerinden korkuyorlar.
Umut şevki zuhur eden uykusuzlukların son durağındalar hepsi, ellerinde birer
olta, boş kovalarında çırpınacak balık bulma heyecanıyla bekleyecekler yine
tüm gün.
Yaklaşıyorlar hâlâ, daha gelmediler kalanlar. Güneş şu an doğmak üzere...

Öykü Özcan - Biteviye