pexels-min-chen-chen-5224736.jpg

KENDİ ŞAHSINA SUSKUNLUK

Öykü Özcan

  • Siyah LinkedIn Simge
  • Facebook
  • Twitter
  • Pinterest

Birbirine tevafuk zihniyetlerin aşk hikâyeleriyle berhudar bir nesildeyiz son dönemde, berhudarlık
mefhumunun pencere pervazlarına sıkıştırılan plastik şişelerden doğma mecburiyetimiz ise araladığı
hercümerçten kendini muaf sayıyor. Hepimizin içinde olduğu tenakuzun nehrinde sürüklenen safi
kelimeler zaruriyetinde yine bütün kalemler, tefekkürün mürekkebe bulandığı satırlardan bihaber
yazarlarınsa yüceltildiğini gördüğümden beri kendimi muaf değil, hicranda sayıyorum.
Lafügüzaf fanzinlerin avuçlara sığmaz mecmualara dönüşümünden midir bu keşmekeş, kendi
nizamından bihaber kararsızlıklarımız, bu yüzden mi üstün gelme hırsı namütenahi ihtimallerin bir
kaçınılmaz tesadüf haline gelmiş zincirde çalıyor sazını hep şu yazarlar, şairler? Gökyüzünün şafak
vaktindeki aydınlığın umudu, almina vakti çöken huzursuzluk, çevresinde dönüp duran mükerrer
tasvirleri bütün insanlığın. Düşüncesizlerin sözlerine yanıp tutuşan insanların tenakuzunda ise durum
pek farklı değil, gözler yine görmeyenlerin müşahedesi altında.
İçinde pinhan sözlerdeki emek her yenisinin biteviye zincirinde sıralı kaldırımlar kadar yakın yere,
kafamızda sayıkladığımız adım sayıları kadarsa uzak kalıyor kendinden, uğraşılan emeğin herkesi
yücelttiği fanzinlerin iki sayfa arası kadar muteberliği ilgilerin mecmuası. Teessüf ediyorum
gerçeklere, ikrar da.

 

 

 

 

 

 

 


Haletiruhiyemizdeki bir bataklık sonra, her hatamızda içine çekiyor zaman, her saniyede sayılan beyaz
saçların doğrularıyla boğuluyoruz, bilakis değişen bir şey yok, harfendaz sözlerin netameli simalara
yakıştıramadığımızdan mıdır nedir, ufak temennilerle yoğurulmuş bedbin sayfaların şirazesinde yine
aynı yüzler, farklı mahlaslar…
Kafamızda yer edinen senaryolara mahfuz etmiş anılarımız, icralarımızın epiloğundaki benzerlik
edebiyatı büyütmekten çok kalabalık yapıyor artık. Kifayetinde kelimelerin tekerrürüyle ışıldamaktan
çok paslanıyor satırlarda, geleceğinde kurgulanmış hasbelkader yaşantılar tekrar eden zaruriyeti ile
ihtimalsizliklerine yanıyor her defasında, yaşatan kalemlerin öldürdüğü kelimeler kalanlarıyla
bilmukabele aynalar haline gelmeye başladığını ne zaman fark edeceğiz?
İtişip kakışan cümlelerin içinde fikri tükenmeyen kargalar meclisi, ayakları üzerinde bir fikri
benimseyen yok, kargalar hiç susmuyor akıbetinde.
Bir vah etmiş yağmurluk saçlarımıza ıslanan damlaların mürebbiyesi, ıslandıkça keskin soğukluğunu
hapsetmiş çoraplar sansasyonunda tüm birikintilerin. Toplanıp da birikmiş sular gibi birbirine
aynılaşıp çoğalmanın eşiğinde kara günlerin bulutları arasından kendine minval çizen bir ışık demeti
kadar ömürleri olan binlerce emek. Kendi gülüşünde pinhan her bir gamzenin farklılığı bile başlıca bir
mübalağaya dönmüş hayatın konusuz eksikliğinde, yüzlerce semanın ortasında süregelen küçük çaplı
bir kafenin tam ortasında bir masada satranç taşlarına benzeyen kendimizi, nevi şahsına münhasır
denilen o namütenahi ihtimallerin ortasına sınırladığımız minvalin çıkışında bir zafer alkışı
doldurmuyor kulalarımı.
Madem yirmi dokuz harf var alfabemizde, niye bu kadar uzun sürüyor tekerrürlerin ikrarı?