window-5850628_1920.png

MEZBAHANE 7

Sefa Fırat

Hiç, bir insanı daha yakından inceleme fırsatını yakalayabildiniz mi? Ben bu işle meşgul bir yer
de çalışıyorum. Bir bildirgemiz var. Her sabah baştan sona okuyoruz onu. Ön ayaklarımızı kaldırarak.
Başımız dik. Gözümüz kendisini ot çuvalından direğini söğüt ağacından yaptığımız şeyin üstünde.
Söğüt ağaçlarını çok seviyorum. Hişşt! Tören başlıyor kes zırvalamayı. Bu bizim Nedim. O biraz
möncüdür.( sizin dilde ırkçı demek sanırım) Tarihi çok sever. Bir sürü madalyası vardır. Birkaç tanesini
göstermişti, gürgen dalının ucunda semiz otundan olanınınkini beğenmiştim en çok. Şu mor ineklerle
olan savaşta kazanmıştı onu. Gaziydi, çok kuralcıydı. Bir gözünü kaybetmişti. Ama kaşları duruyordu
yerinde. Ona bakınca duygulardan hızla geçiyordum. Ben bunu da çok seviyordum. Önce aval aval
bakıyordum gözündeki sarmaşığa sonra toparlıyordum kaşlarını dikince. Kaşları çok kalındı. Dürttü
aniden beni. Tören başlayacaktı. Müzik için kürsü hazırdı. Töreni yaptık. Ben biraz sendelemiştim ama
görmediler beni. Ya da beni üzmek istemediler. Nedim hariç. O kesin görmüştür ama ruhu izin
vermemiştir. Ne biliyim ruhuyla okurum ben derdi hep. Normalde ön ayaklarımı ara sıra yere
değdirdiğimi görseydi törende elbet kızardı. Ama nasıl görücekti ki. Tören bitti. Rapp! Ya bu sese
bayılıyorum. Herkes aynı anda ayaklarını bırakıyor. Her baştan iki ses çıkıyor. Bu sadece törenlerde
oluyor. Ama bir duysanız var ya. Eminim sizde bayılırsınız. Uzun bir nefes çekiyorum. Herkes işinin
başına gidiyor. Ben Nedimle takılıyorum. Yani onun yanında çalışıyorum. Elime bir kağıt veriyorlar.
Cümleler var alt alta. Hepsinin başında kare kutucuklar. Bazı cümleler çok uzun oluyor. O yüzden her
satırda kare kutucuk olmuyor. Bazısına tik, bazısına da çarpı atıyorum. İşim bu. Ama çok zevkli. O
cümleleri okumak, dinlenilmek. Müüükiiimıl. Nedim bağırıyor. Makineyi çalıştırın. Hadiii!! Bugün kaç
kalp, kaç yürek, kaç beyin, kaç burun, kaç kulak, kaç göz alıyoruz. Önce selamı alıyor. Yine ön ayaklar
kalkıyor. Ben de haliyle, yapmak zorundayım. Efendim, bugün tam 1056 insan geldi. Bu daaa yıllanmış
hesap makinesine göre- tik tak tak taka tak tik tik- 1056 göz, 1056 kulak, 1055 burun, 10 beyin, 56
yürek, 1 kalp yapıyor. Güzell! Gelsinler bakalım. Ben makinenin sonuna geçiyorum. Her bir organ için
sayım yapıyorum. Kutucukları işaretliyorum. Öğleye doğru doktor geliyor. Elimdeki kağıtlara ve
mallara bakıyor. Biraz Nedimle konuşuyorlar. Birkaç süt içiyorlar. Yok, gerçekten süt içiyorlar. Sonra
gidiyor. İşimiz bitiyor. Sonra tepeye çıkıyorum. Gün batımını seyrediyorum. En sevdiğim şarkıyı
açıyorum. “Sana ben möööler, möööölerrr büyüttüm. Sana bennn yazlaaar büyüttttüm.
Söyyyleyeeemeeediiimm.” Aaahhh!..


Arkama dönüp bakıyorum. İş yerimiz var orada. Mezbahane 7. Geceye doğru Nedim sayıma
çıkıyor. Uyudum numarası yapıyorum. Gidince tekrar kalkıp bu sefer ayı seyrediyorum. Ay çok kıvrımlı
gözüküyor bu gece. IIıı, şey gibi. Ön ayaklarını kaldırmış gibi. Ben de kaldırıyorum. Ama pek
duramıyor öyle ay, düzleşip kayıyor. Yalnız kalmayı sevmem ben de kayıyorum.