gull-1090835_1920.jpg

SONBAHAR VE SİMİT SEVMEYEN MARTI 

Merve Dalçık

Kasım ayındayız ve kafamın içi Pazar yeri kalabalığı. Ekim ‘ün tozunu üzerimden silkip Kasım ayına
telaşsız bir giriş yaptım. Sert esen rüzgar gövdeme tutunmaya çalışan cılız yapraklarımı koparıp attı.
Hala nokta koyamadığım uzun cümleleri çiğneyip duruyorum bu tatsız geviş getirme canımı sıkmıyor
değil. Tüm düşüncelerden sıyrılıp Ekimi noksansız yaşamak istiyorum. Parmaklarıma yapışmış
yıkamaya kıyamadığım mandalina kokusu başımı döndürüyor. Bana bakan keskin bir sirkeyi koklamış
gibi buruşturduğum yüzümün arkasına sakladığım huzuru göremez.

Tüm muhabbetime sonbaharda ummadık işler gelir başıma. Çocukken de bir şeylerim çalınırdı.
Bisikletim, melodikam..

Ekim ayında yitirmiş olacağım ki okulların açılmasının üzerinden bir ay kadar geçmişti.

Büyüyünce daha büyük şeyleri kaptırıyorsun bunu çok daha sonra anlayacaktım.

En güzel kahkahalarım sonbaharda çalınacaktı, hayallerim.
Şairin;
“kırk kocadan arda kalmış bakire “ dediği İstanbul gibi. Hep güzel kalacak.

Söyleniyor ama başkasına laf da söyletmiyorum. En sivri yanımı depresyon ayı diyenler için sakladım
savunmak adına bir çanta dolusu anıyla geziyorum.

Hüzünlü lafını bile incitici buluyorum. Soyunan yaprakların, dalgın esen rüzgarın, heybetini artıran
bulutların seninle ne derdi olabilir?

Şimdi elimdeki mandalina kabuğunu sobaya koyacağım. Üşenmezsem bir vapura biner simit
sevmeyen bir martıyla kıyısız bir yolculuk yaparım.