TURGUT "UYAR" AMA "UYMAZ" : GEYİKLİ GECE ÜZERİNDEN UYUMSUZLUĞUN BİR KARŞILAŞTIRMASI

Sevda Çiftçier

  • Siyah LinkedIn Simge
  • Facebook
  • Twitter
  • Pinterest

Turgut Uyar , ikinci yeni şiiri denince aklımıza gelen isimlerden birisi . Onu Turgut Uyar
yapan kimlik. bir yalnızlık senfonisinde saklı, reel dünyadan uzaklaşma çabalarının
yansımalarıdır. Onun şiirleri çatışmalar, karşıt güzellikler ve imgelerden oluşur. Kent
,tabiat,birey üçlemeleri, onun için gerçek dünyasında ulaşamayacak kadar güzel ve çekicidir.
Göğe Bakma Durağı’nda bekleyen şair, sessizliğin o tarif edilemez güzelliğini tabiattan ilham
alarak bize aktarmayı başarabildi.


…….


‘’Durmadan harcadığım şu gözlerimi al kurtar
Şu aranıp duran korkak ellerimi tut
Bu evleri atla bu evleri de bunları da
Göğe bakalım. ‘’


Bu dizeler onun anlam arayışına ve gerçek dünyada geçirdiği zamana ne kadar hayıflandığını
gösteren usta bir anlatım. Gözleri kalabalığın o yorucu halinde harcanıp duruyor , o kadar şey
görmesine rağmen hiç biri onu tatmin edemiyor ve kurtuluş olarak göğe bakmayı seçiyor.
Turgut Uyar’ın her zaman gerçek olarak kabul edemediği bu kurgu dünyasına kaçışı, reel
dünyada tutunmasından daha kolay oluyor. Turgut Uyar’ın Göğe Bakma Durağı şiirini
çoğumuz biliyoruz, duyuyoruz, anlamaya çalışıyoruz. Kendimize göre anlamlar çıkartıyoruz.
Kulağa da hoş geliyor dinliyor dinletiyoruz. Çoğu zaman sevdiğimiz bir insana
duygularımızın naifliğini bu şiirle hediye ediyoruz. Tüm bunları bir kenara bırakırsak ,
Uyar’ı anlamak yazdığı satırların ötesinde ,kulağa hoş gelmenin de ötesinde kabul görüyor.
Şiirde ağırlıklı olarak kaçış duygusu , kalabalıklarda yalnızlaşma , yapaylık, korku ,kayboluş
hakim diyebiliriz. Bu denli psikolojik tahlil yapabilen, empati duygusunu tetikleyen çok az
şiir var günümüzde. O zaman Turgut Uyar’ın şiirleri birazda empati şiiridir diyebiliriz.
Peki neden Uyar hep bunları anlatıyor diye düşünüyoruz .Cevabı net aslında. Şairler zamanını
yansıtıyor onları arşivliyor.1960‟lı yıllarda taşradan kente göç eden Turgut Uyar hayatında
meydana gelen büyük sarsıntıyı şiirine taşımıştır. Tipik bir köy çocuğuyken bir anda uyum
sağlamaya zorlandığı kentleşme ve makineleşme onun için ‘’Acının Coğrafyasıdır’’.
Doğal olan ise bir kaçıştır kendini ifade edebildiği boyutsal dünyadır.


‘’birer darağacıdır her meydan saati
öğle vaktini kesinlikle gösteren
oysa hep güçlü dağları görmenin zamanıdır’’


Mutsuzluk onu ablukaya alan onu ifadeye zorlayan kaçması gereken şeydir. Zamanın
kısıtlayıcılığına makineleşen insana karşı olan Uyar , ona zıtlığın yolunu gösteren

‘uymazlığın’ şairi olarak evrilmesine de yol açmıştır. Şiir konusunda ki görüşlerinden yola
çıkarak , kendisini kısıtlayan ve sıkan bir tavırdan anlatımdan kaçındığı, yani bir sözcüğü ,
kelimeyi aynı anda aynı yerde aynı şiirde bir çok kez tekrarlamaktan çekinmediğini de
görüyoruz. Hatta şair kendi hislerini yansıttığı şiiri bittiğinde dahi onun peşini bırakmıyor.
Bir örnek verecek olursak ; ‘’Gelmiş Gelecek Zaman ‘’ şiirinin son dizesinde ‘’kim bilir,
haklıydı belki de’’ Sonra değişir ‘’haklıydı belki de, kim bilir.’’ olur. Hatta sonradan ‘’kim
bilir, beki de haklıydı’’ diye sonlandırır. Turgut Uyar’ın dil konusunda da düşüncelerinden
birkaç örnek vermek gerekirse dilde savrukluğa karşıdır. Belki de burada Orhan Veli şiirlerini
eleştiriyordur. Ona göre dil , anlam yüklenebilecek bir şey olmalıdır . Eğer şiiri karşılayacak
bir sözcük bulunamıyorsa şair bunu kendi sözcük dağarcığından karşılamalıdır.
Turgut Uyar dilini ve şiir anlamını çok değiştiren birisi değildir . Sıklıkla aynı kalemle devam
eder şiirine . Şiirin arka planını ve içsel sorunlarını irdelemez. Turgut Uyar’ın şiir anlayışını
daha da araştırmak lazım gelirse onun ; alıcısı belli olmayan birisine yazdığı ve genellikle
poetik unsurların bulunduğu ‘ şiir üzerine mektup ‘üzerine yazılan inceleme yazısı okunabilir.
Bizde burada daha çok anlamsal perspektifinden incelemek gayretindeyiz Turgut Uyar’ı.
Turgut Uyar bireyin bunalımını , teknolojiden kaçışını , yaşadığı zamanın korkusunu
şiirlerine yansıtmış ve hep tutunacak , varılacak bir yeri arzulamıştır. Bu onun hayatında
zıtlıklardan , göçlerden de kaynaklanan bir durumdur. Geyikli gece şiiri modern hayatın bir
eleştirisi ve memnuniyetsizliği üzerinde durulmuş bir yansımadır, Şairin içidir.
Göğe Bakma Durağı ‘nda da şair ,Göğe bakmayı bir sığınma , ayrıcalık olarak görür. burada
ki ‘ Geyikli Gece ‘’ de tıpkı Göğe Bakma Durağında olduğu gibi bir kaçışın öyküsüdür,.
Turgut Uyar yine kendi zihnini kullanarak açık davranarak gerçeküstü imgeleri bu şiirinde de
kullanmıştır . Onun şiirleri okumak kendinizi fütüristik bir varlığın içinde hissetmenizin
kaçınılmaz olmasıdır. Geyikli Gece nasıl oluyor dediğinizi duyar gibiyim . olmaz deme oluyor
işte diyebilirim.. Hem de öyle ustaca sergiliyor ki geceye bakış açımız değişiyor. Belki de
karanlığa bir empati duyuyoruz. Ama bir geyik ve gece neden yan yana duruyor vardır elbet
bir bildiği Uyar’ın. Geyikli Gece şiirinde hayalî olan tabiatın özellikleri ve şair için tabiatın
neyi ifade ettiği uzun uzun anlatılmıştır. Geyikli gece şiiri aslında Turgut Uyar’ın poetikasını
yani şiir anlayışını yansıtan bir araçtır. Bir bakıma bireyin yalnızlaşmasını imgesel üslupla
harmanlandığı bir ağıttır. Günümüzde çoğumuzun aşina olduğu bu yıkıcı duygu durumuna
benzerdir onun ruh hali.. onun düşüncesine göre birey kalabalıklar içerisinde yalnız kalmış
hatta buna zorlanmıştır. Bir nevi doğruluğu da vardır. Bizler bunun çaresini kişisel gelişim
kitaplarında bulmaya çalışırken bizim gibi düşünen sıkışmış bir şair yine sanatında hayalüstü
mekanı bularak oraya sığınmayı deneme cesaretini zamana sığmayan söz varlığıyla
gösterebilmiştir. Turgut Uyar şiirlerinde bu yalnızlığı ve şehrin ‘’gereksiz’’ varlığını sezeriz.
Uyar’a göre şehirleşme ve kalabalıklaşma olgusu bir problemdir. Geyikli Gece onun kaçısı
için tasarlanan kusursuz bir limandır. Bir dinginlik merkezidir.

Bu savını her fırsatta dile getiren şair ; “Çağımız insanı gitgide rahatına daha düşkün olmaya
başladı. .. Bunda bilimin, endüstrinin büyük payı var… Uçaklar, radyolar, sinemalar
durmadan bizi birbirimize benzetmeye çabalıyorlar. Kişiliksiz bir yaşamayı baş tacı ettik.” der.
Geyikli gece şiirinde de bu kentleşme, uzaklaşma insanın kendine bile yabancı hale gelip
yitmesi ve temel olarak korkma hissi üzerinde durulmuştur. Yalnız kalan insan savunmasızlık
içinde çıplak kalan hatta korkandır.


Uyar’ın psikolojik tahlilleri de ilgi çekicidir. O aslında iyi bir gözlem şairidir. Öyle ki
insanların dışa vuramadığı ve yüzleşmekten çekindiği o korku hislerini, boşluklarını
yakalayıp kendine mal eder ve günümüze bir şiir aracılığıyla ulaştırmaktan çekinmez.
O bu durumu şu dizelerle anlatacaktır; ‘’ “Çoğumuz böyle; gazete haberlerini yaşayan,
sandviç yiyen, sevişmesini övünçle anlatan, sinemalara giden ve en önemlisi korkan insan.
Kendini bütün gerekleri yerine getirdiği halde bir türlü olanlara uygulayamayan adam. Eksik,
rahatsız bir adam.” (2009, 449)


Modern hayatın gerekliliği sandığımız bazı simgeler ( gazete , mahremiyetin
gizlenmemesi, sinema veya tiyatroda bolca zamanını geçiren) onun için yetersiz mutluluğun
başlangıcına demir atmış bir bireydir. Bu birey her yönüyle eksik ve kaygılıdır. Bu birey neden
mutsuzdur ? Bir amaçtan yoksun olduğu için mi uyumsanmaya zorlandığı için mi ? İşte tam
da burada Uyar’ın tabiata dönme arzusu ve temennisi bu bireye benzemeyen bir yönünü
ortaya koyar.


Geyikli Gece tabiatsal bir mekandır bir şiirden fazlası ve bir kaçış ülkesidir. Uyar reel
dünyasında belki de mümkün olmayan bu kaçış planını Geyikli gecede düşlemiş ve yıllarca
bizlere de düşletmiştir. Toplumdan tek kaçış yolu yalnızlığın güzellenmesi ve iyi olma
halinin ifade edilmesidir veyahut bir kabullenme olgunluğudur. Burada geyik tabiatın
temsilcisi ,yeşilin, masumiyetin ve bakirliğin simgesidir. Geyikler insandan ürküp kaçan
varlıklardır. Çünkü insanın olduğu yerde güvensizlik ve tahribat vardır. 
Uyumsuz bir bireye istemediği hayat yaşamanın verdiği acı ona göre ifadesi kolay hatta en
basite indirgenecek ifadeye dayanır.
Şiirlerinde bu basit problemi öyle çarpıcı verir ki okurun beyninde uyum çanları çalmaya
başlar.

‘’Halbuki korkulacak hiçbir şey yoktu ortalıkta
Her şey naylondandı o kadar
Ve ölünce beş on bin birden ölüyorduk güneşe karşı.
Ama geyikli geceyi bulmadan önce
Hepimiz çocuklar gibi korkuyorduk’’

Hepimiz çocuklar gibi korkuyorduk evet sadece kendisini değil hepimizi gösterir Turgut
Uyar. Hepimizin çocuksu bir korkuya sahip olduğunu ve büyürken bir yanımızın da çocuk
kaldığını ifade eder .


O toplum şairi olarak bir unvana sahip olmasa da toplumdan bireye kadar inen sorunları arz
etmekte bir sakınca görmez. Ama bunu o kadar ince işler ki şiirine verdiği değer onu bu
görevden alıkoymaz. Sanatıyla anlaşılmanın ötesinde psikoanalizleriyle savını destekler ve
sadece hayali boyut olmasından çok öteye geçer. Geyikli Gecede sözünü sakınmaz ;
Savaşların vuruculuğuna; “Ve ölünce beş on bin birden ölüyorduk güneşe karşı” (Uyar 1984,
63) 

 

Geceye sığınıp el değmemiş tabiatta saklanmayı ve içimizdeki ürkek çocuğa ; “Ama geyikli
geceyi bulmadan önce Hepimiz çocuklar gibi korkuyorduk” (Uyar 1984, 63) diye seslenir.
İnsanı reel dünyadan kurtarmak isteyen sıkışmışlık duygusunu arkasında bırakmasını isteyene
; …. Geyikli geceyi hep bilmelisiniz Yeşil ve yabani uzak ormanlarda, Güneşin asfalt
sonlarında batmasıyla ağırdan Hepimizi vakitten kurtaracak.’’ dizeleriyle ifade etmiştir.
Asfaltlaşma bir şehirleşme imgesidir. Yapaylıktır . Bir bakıma Anadoludan uzaklaşmanın bir
sonucu samimiyetsizliktir.


Asfalt en çok büyük şehirlerin sorunudur. insanı bitmeyen mesailere ,koşturmacalara ve
yorgunluğa sürükleyen ,mutsuzluğuna neden olan bir oluşumdur. Burada Geyikli Gece
kurtarıcı alanı temsil eden bir umut ışığı olmuştur. Geyikli gece zamanın dostudur. Burada
zaman hemen bitmeyen bir kavramdır. Bu bize Tanpınar’ın zaman kavramına olan relativiste
yaklaşımını anımsatır. ‘’ Ne içindeyim zamanın ne büsbütün dışında’’ yani zamanın tek
tüketicisi yine kendidir. Eğer insan bundan kaçacak bir yol bulursa kaçacaktır ve zamanla işi
olmayacaktır. 


Dördüncü kıtada ise yavaş yavaş insanın içine dönüş devreye girer. Şimdiye kadar geyikli
gecenin varlığına alışıp, kendinden parçalar bulmamıza yarayan bu tasvir yerini ondan ayrı
kalan insanın ruh hâline bırakmıştır.
“Evet kimsesizdik ama umudumuz vardı , Üç ev görsek bir şehir sanıyorduk, Üç güvercin
görsek Meksika geliyordu aklımıza ,Caddelerde gezmekten hoşlanıyorduk akşamları
,Kadınların kocalarını aramasını seviyorduk ,Sonra şarap içiyorduk kırmızı yahut beyaz, Bilir
bilmez geyikli gece yüzünden” (Uyar 1984, 63)


Aslında okurken bile bize uzak olmayan duygu durumları içeriyor bu sözcükler. Umut
niyedir? İnsanın kent baskısı altında ezilmemesine, kuşatılmışlığı kırmasına yarayan tek
duygudur. Özlenen o duygular ; kaygısızlık, karanlığın korkulacak bir renk
olmadığının, şarabın günah kavramlarının çok ötesine geçtiğinin ve güvende hissetmenin
verdiği hudutsuz bir özgürlük deneyidir Geyikli Gece. Orası bir evdir. Geyikli gecenin, zıddı
olan şehir medeniyeti ile beraber şiire yansıyan sözcükler de vardır.


Şairin arzu ettiği, “Göğe Bakma Durağı”nda olduğu gibi şehirden, insanlardan kaçmak,
“Geyikli gece”ye yani kadına ve tabiata sığınmaktır”(Kaplan, 1990:279).


Turgut Uyar’ın şiirlerinde farklı bir dünyadan gelen sesle irkiliriz çoğunlukla.
‘’Geyikli gecenin arkası ağaç, Ayağının suya değdiği yerde bir gökyüzü, Çatal boynuzlarında
soğuk ayışığı‟ mitolojik mi bu tasvirler belki. .Ama şairin gerçek dünyası kurmacayla 

gerçekliğin çarpıcı benzerliğinde saklı. Bizim dünyamızdan uzaksa da bizim dünyamıza
yakın. Burası soğuk ay ışığı altında huzuru bulduğu bir mekandır. Umut, aşk ,karmakarışık
hisler ve olağanüstü betimleme sahneleri var şiirde. İnsan orada olmak istiyor orayı
yaşamak, ulaşmak istiyor ama bu fiziksel bir yer değil. Özlem duygusunun ortaya çıkardığı bir
mekan. Biz huzuru ve güveni ve hatta eski şeyleri özlüyoruz . özgürlüğü seviyoruz .
samimiyete inanıyoruz. Bazılarımız buna inanıp geyikli geceyi arıyoruz. Bulabilir miyiz
bilmem . bazılarımız Uyar’ın dediği gibi ‘’ne iyi ne kötüydük’’ hiçbir şey yapmaksızın bir
eylemsizliği savunur halde bekliyoruz. Kalabalığın içinde zavallı olmaya devam ederek
Geyikli Gecenin ayağımıza gelmesini bekliyoruz. Oysa ki Turgut Uyar gibi cesaretle Geyikli
Geceye geçebilir miyiz ?


........


‘’ Bir bardak şarabı kendim için içiyorum
‘Hâlbuki geyikli gece ormanda Keskin mavi ve hışırtılı
Geyikli geceye geçiyorum
Uzanıp kendi yanaklarımdan öpüyorum ‟ (Uyar 1984, 65)
Belki sadece farkında olmamız gerekiyordur. Farkında olamamanın ağırlığıyla sıkışıp
kalmışızdır. Uyumsuz birey kabullenmek yerine farkındalık adımıyla Geyikli Geceye
geçebilecek cesarete sahip midir?


Ama artık şunu biliyor ve düşünüyoruz ; Kentte ne oluyorsa Geyikli Gecede o olmuyordur.
Hepimizin Geyikli Gecesi vardır ve içeride bir yerlerde bizi bekliyordur ona ulaşabilmek
inancıyla Göğe baktıran şairi yine o durakta beklemek bizi uyuma götürebilir.. Bizden istenen
de zaten hep ‘’uyum’’ değil midir?