pexels-pixabay-534247.jpg

Tutunacak Takâti Olmayanlar

Beyza Yazıcıoğlu

Söze tutunamayan değil, tutunmaya takâti olmayan dolu ve stresli beyinler için yazılmış düşünceler
bütünüyle başlayacağım.


Dirsek çürüttüğümüz sıralardan hayatın kucağına çömez gibi bırakılışımızdan sosyal çarpışmalara, fikir
ayrılıklarından imkansızlıklara, varlığını bilmek istediğimiz nesne ve bireylerden ihtiyaçlarımızın yoksun
bırakılmasına kadar birçok problemi ipe serdim kendimce. Ölçtüm, tarttım, ince eledim. Çıkış yoluna
halktan düşünür gibi basit görüp üstlerden birileri gibi zor gördüm.


Kendimi lise sıralarında dondurmuş olmalıyım ki mutlu zamanlarım ne zamandı diye kendime
sorduğumda akan deli kanın getirdiği tatlı telaşlar, ufacık üzüntüler ve farkında olmayışlar gözlerimin
önüne seriliyor. Umarsızca kurulmuş hayaller, kahramanca alınmış kararlar ve yapabilirlik özgüveni baş
gösteriyor.


Hayatın kucağına düşmek dediğim, işte o lise yıllarından sıyrılıp belirsiz okul yaşamından sonraki meslek
hayatı ve hayatta duruş kalış arayışı...


Bir gezginin keşfedilmemiş toprakları arayışından daha eziyetli bir arayış olmalı bu.
Ne olduğunla ve ne olmak istediğin arasındaki uçurum ile nerede olduğun ve ne yapamadığın arasındaki
ters orantı ve seni sen eden o realist veriler, hayatta kalma ve tutunma çabaları insanı ruhen bitirdiği gibi
imkansızlıkların insanı boğması ve beraberinde getirdiği genç kuşakta yaptıklarının karşılığında
alamayışların ezilmişliği, günlerini, saatlerini verip yerinde sayışları genç kuşağı derin bir kedere
sürüklüyor.


Gelişmiş teknolojiyle beraber her şeyden haberimizin oluşu ve imkansızlıklarımızla baş başa
bırakılışımız, bir öğretim üyesinin "Herkes okumasın o zaman." deyişi hâlâ kulaklarımda çınlıyor. Geri
kalışımızı, hayatımıza aslında o kadar da müdahale edemiyormuşuz gerçeği, suratımıza savaşmaya yeni
başlamış olan birey oluşumuzun ilk sillesini vuruyor.


Görüp ulaşamamak...


Farkındayken uçurumdan uzaklaşamamak...


Değiştirmeye çalıştıkça batağa saplanmak...


Ekonominin yön verdiği teknolojinin yönettiği, bilginin bir o kadar önemliyken bir o kadar da değersiz
görüldüğü ve bilgiye sıradan bakıldığı bir dönemde sıkışıp kaldık.


Boyumuzu aşan problemleri çözebilmek için problemler içinde yüzer hâle geldik ve sıradanlaşan
ekonomik, siyasi ve kültürel problemlerden serzenişte bulunmayı da bıraktık. Normalleştirdiler
atanamamayı, geçinememeyi, mutsuz olmayı, alamamayı ve görememeyi normalleştirdiler.
Geçmişimizde, haykırarak var olan bir nesli küskün, sessiz, meftun, karamsar, depresif ve kırgın,
bekleyemeyen, hayal edemeyen, yetinmeye zorlayan vr susmaya iten bir kandan candan robot hale
getirdiler.


Tutunamayışımız; haykıramadığımızdan, içimizdeki açığa çıkamayan enerjimiz ve konuşamadığımızdan
tartışmayı unutuşumuzdan.


Yanlış ile doğruyu gösterecek cesareti ellerimizden almalarına izin verişimizden tutunmaya tâkatimiz
kalmadı. Gülmek için sebebimiz kalmadı. Meslek sahibi edecek nitelikli bir eğitim sistemi kalmadı.
Sağlam kale yaratana ve kendimizi eşikten atana kadar ayıya dayı deyişimiz, çaresizlikten karakterimizi
koruyamayışımız ve temeldeki çatlaklardan giren bu zararlı sızıntı bir neslin hayatını zindana çevirmeye
yetecek kadar kuvvetlidir.


Sesimiz, aklımızdan ve vicdanımızdan geçen doğruluklarla yankılansın.

Takatsiz genç nesil, arayışta olduğun ve geride kaldığını hissettiğin şey sistemin seni yönetmesi ve
sistemin senin kendini yönetmene izin vermemesindendir. İşleyişinin ekonomik özgürlüğünü yaratmana
engel olacak kadar bozulması, çatlaklardan sızanların hayallerini çürütmesindendir.


Tutunacak dalın vicdanın, aklın, işin ve ürettiklerinle budaklansın.


Mutluluk, gelişmişlik ve bulacağın o şey adaletle ve hakkıyla yaşanılan yaşamdan geçiyor.

© Copyright