factory-191263_1920.jpg

VİRANE

Hasan Karataş 

Kaç kez geldim kapına. Kaç kez vurdum kapılara,  camlara duyan olmadı. Kapanmış kapıları açan olmadı. Sürgülenmişti bir kez, defalarca kilitler çevrilmişti yatağında. Bir ölüm sessizliği idi geriye kalan. Bir kapı kolu vardı hiç kıpırdamayan. Sanki hiç  dokunulmamış gibi duran. Yoksundu uzun zamandır, sıcak bir dokunuştan. Üstüne tozlar tutunmuş,  kaplaması solmuştu. Bir arayış içinde yolun sonuna yakın bir yerde bulmuştum onu. Lakin o kendine, özüne çekilmişti çoktan. Yitip gitmişti gözlerimin  önünde ayrı yollardan. Son umut kırıntısını bıraktım yere. Açılmayacak kapıyı zorlamak nafile. Yorgun düştü ayaklarım. Gönlümü koparamadım kapı  önünden. Bir umut taşır mı diye baktım yeniden. Açılır mıydı bilmem, ben küçük bir aralıktan sızan bir ışığa razı iken. Mümkün değildi. Her şeye inat,  açılmaz bir kapı işte. Öylece önümdeydi. Etraf yıkık viran haldeydi. Dolaştım bahçeye girdim. Attığım her adım da binlerce umudu yitirdim. Bahçenin  halinden belliydi işte. Giden gitmişti çoktan. Kapılar kilitlenmiş, perdeler çekilmişti. Beni bırakın ke- narda, ışığa bile setler çekilmişti. Çekilen perdeler  bile çoktan rengini kaybetmişti. Bir ölüm sessizliğinde güller çalılar arasında çoktan yitmişti. Döndüm geriye. Vazgeçtim, girilmez bahçeye girmeye.  İzler silinmiş, yollar kaybolmuş bahçeden çıktım kapı önüne. Gülümsedim kendime. Terkedilmiş bir viraneye hayat veririm diye günlerce bekleyişime. Döndüm öylece. Döndüm geriye. Her şeyi bıraktım o kapı önünde. Sessizce ayrıldım. Çıkıp gittim işte. Bilmediğim yerlere.

© Copyright