dergiresim-2 (4).jpg

YAŞLI YEL DEĞİRMENİ'NİN ÖLÜMÜ

Ali Demir

  • Siyah LinkedIn Simge
  • Facebook
  • Twitter
  • Pinterest

Yaşlı Yel Değirmeni, her sabah arkadaşı Rüzgar'ın gelişini haber veren o ılık esintiyle uyanırdı.
Yine böyle uyandığı bir gün seyretmeye doyamadığı yemyeşil ovada insanların ve çeşit çeşit
araçların olduğunu gördü. Bu saatte birilerini görmeye pek alışık değildi. Daha doğrusu koskoca
ova uzun zamandır pek tenha kalmıştı. Heyecanla başını uzatıp seslerin geldiği tarafa baktı. Bir sürü
insan ve araç bir şeylerle uğraşıyordu. Neler olduğunu anlamayan Yaşlı Yel Değirmeni, neredeyse
meraktan ölecekti. Nice sonra Yaşlı Yel Değirmen'in pervanesi hızlanmaya başlamış, Rüzgâr
nihayet yüzünü göstermişti. Heyecanlı olduğu her halinden belli olan Yaşlı Yel Değirmeni:
“Nerede kaldın yahu? Sabahtan beridir seni bekliyorum.” Yaşlı arkadaşına bir şey olduğunu
düşünen Rüzgâr, endişelenmişti:


“Nedir bu telaşın? Hayırdır ne var ne oldu?"


“Daha ne olsun şu karşıdakileri görmedin mi?" Rüzgâr, ovada olanları görmüştü ancak yine başını
çevirip Yaşlı Yel Değirmeni’nin gösterdiği yere baktı.


“Gördüm, gördüm. Keşke görmez olaydım!" Arkadaşı Rüzgar'ın sitemli konuşması, Yaşlı Yel
Değirmeni'ni daha da meraklandırdı.


"Niye öyle söyledin, ne oluyor ki orada?"


"Ne olduğunu söyleyeyim sana. Bunlar ovanın ortasına tahtayı, tuğlayı, demiri yığdığına göre bir
aya kalmaz bina dikerler.”


Rüzgâr üzgün görünüyordu. Yaşlı Yel Değirmeni ise duydukları karşısında heyecanlanmıştı.
Gözünü açtığından beri şu koskoca ovada yalnız başınaydı. Kendi gibi birinin gelecek olmasının
neyi kötü olabilirdi ki?


"Neden yeni birine bu kadar karşısın anlamış değilim. Kötü mü olur birinin daha gelmesi.” Rüzgâr,
Yaşlı Yel Değirmeni’yle uzun zamandır arkadaşlık ediyordu. Onun ne zamandır yalnızlıktan, bir
yere gidemiyor oluşundan şikâyet ettiğini biliyordu.

"Bir tane binayla kalmayacak. Asıl ben sonrasından korkuyorum. Bir tane yapıldı mı yerden biten
mantarlar gibi ardı arkası kesilmez bunların. O değil de bin bir çeşit kuşun, kurdun, böceğin, çiçeğin
yurdu olan koskoca ova taş yığınına dönüşecek."


Yaşlı Yel Değirmeni, Rüzgar'ın abarttığını düşünüyordu: “Senin şu söylediğin de boş laf.
Koskocaman ova öyle başı boş duracak değil ya. Bugün olmasa da muhakkak yarın
değerlendirilecekti. Boş boş konuşma da işine bak. Hem birkaç tane binadan bir şey olmaz.

" Boş konuştuğum falan yok. Hem sen bilmediğin için bu kadar rahat konuşuyorsun. Benim dünya
üzerinde gitmediğim, görmediğim yer yok. Kaç tane ova böyle gözlerimin önünde yok oldu sayısını
dahi hatırlamıyorum. Bu ovanın da yok olacağından endişeleniyorum hepsi bu."


" Aman sende! Gitmediği görmediği yer yokmuş da ben bilmezmişim de. Gidiyorsun, görüyorsun
da ne oluyor. Anca boş boş konuşuyorsun."


Rüzgâr, kendisini gevezelikle suçlayan Yaşlı Yel Değirmeni’ne kırılmıştı. Onun, ovada olup
bitenleri anlamayacağını biliyordu. Ancak yine de kendisiyle bu kadar ağır konuşmaya hakkı
olmadığını düşündü. Ona bunu söylemek istediğinde Yaşlı Yel Değirmeni’nin hala ovadakilerle
ilgilendiğini gördü. Yaşlı Yel Değirmeni, Rüzgar'ı kırdığının bile farkında değildi.


Umursanmadığını düşünen Rüzgâr, kalbi kırık olduğu halde arkadaşı Yel Değirmeni'ne
seslenmeden usulca yanından ayrılıp gitti. O günden sonra da Rüzgâr, kaç kere oradan gelip geçtiği
halde bir kere olsun durup Yaşlı Yel Değirmeni’yle konuşmadı. Arkadaşı Rüzgar'ın kendisine
küstüğünü fark eden Yaşlı Yel Değirmeni, onun bu durumunu görmezden geldi. O, hala ovada
olanları yakından izliyor ne olacağını merakla bekliyordu.


Yaşlı Yel Değirmeni ile Rüzgâr’ın tartışmalarının üzerinden aylar geçmişti. Ovadaki hareketlilik
artarak devam etmiş, sessiz ve sakinlik ise yerini insan seslerine, makine gürültülerine bırakmıştı.
Tüm bunlardan rahatsız olan kuşlar birer ikişer başka yerlere göç etmeye başladılar. Yaşlı Yel
Değirmeni, oldum olası kuş seslerini çok severdi. Bu yüzden kuşların gidişine çok üzüldü. Her şeye
rağmen, nihayet ilk bina bitmiş, diğerlerinin yapımına başlanmıştı. Yaşlı Yel Değirmeni, Rüzgar’ın
söylediklerini ve kuşların gidişini düşününce ova için kaygılanıyordu ancak bir yandan da yeni
arkadaşını çok merak ediyordu.


“Merhaba, ovamıza hoş geldin. Nasılsın?”


Kendisine seslenildiğini işiten İlk Bina, kafasını çevirip Yaşlı Yel Değirmeni’ne baktı. Saçı
ağırmış, beli bükülmüş, üstü başı kir pas içindeki bu ihtiyarın kendisine yakınlık göstermesinden
rahatsız olmuştu. Yine de kabalık etmek istemedi:


“Merhaba, hoş bulduk, teşekkür ederim.”


Yaşlı Yel Değirmeni, İlk Bina’nın tavırlarında, konuşmalarında anlam veremediği bir soğukluk
sezinledi. Sanki konuşmaya devam etmek istemiyor diye geçirdi içinden. Ayrıca kendisinin aksine
yeni birini gördüğü için de hiç heyecanlı görünmüyordu. Onun böyle davranmasını yeni olmasına
bağlayan Yaşlı Yel Değirmeni:


“Yalnız olduğun için endişe edip korkma. Bak ben buradayım. Benim adım Yaşlı Yel Değirmeni.
Ne zaman istersen konuşabiliriz.”

Yaşlı Yel Değirmeni ile konuşmak ve arkadaşlık etmek istemeyen İlk Bina ona cevap vermeden
arkasını döndü. Hem yalnız kalmak gibi bir endişesi de yoktu. Çevresinde bir sürü insan vardı.
Ayrıca birkaç tane daha bina yapılmaya başlanmıştı.


Yaşlı Yel Değirmeni’nin ise sevinci kursağında kaldı. Bu İlk Bina ona burun kıvırmış,
arkadaşlığına, sohbetine tenezzül dahi etmemişti. Diğer binalar yapıldığında da durum değişmedi.
İlk Bina'nın yaptığı gibi diğerleri de Yaşlı Yel Değirmen’iyle konuşmak, arkadaşlık etmek istemedi.
Oysa ilk zamanlar yeni birinin gelecek olmasına nasıl da sevinmişti. Şimdi ise kendisini oldukça
kötü ve yalnız hissediyordu. Bir zamanlar dört mevsimini de ayrı ayrı sevdiği uçsuz bucaksız ovaya
baktı. Yeşilliğin yerini kendisinden büyük ve uzun taş yığınları almıştı. Seyrettiği alan daralmış,
ufku giderek azalmıştı. Rüzgar’ı da nicedir gördüğü yoktu. Sadece yükseklerden geçip gittiğini
ardında bıraktığı ılık bir esintiden anlıyordu. Yaşlı Yel Değirmeni, şimdi kendisini eskisine göre
daha yaşlı ve yalnız hissediyordu.


Arkadaşı Rüzgar’a söyledikleri için kendisine kızan Yaşlı Yel Değirmeni, pervanesinde ılık bir
hava hissetti. Heyecan içinde başını kaldırıp ovaya ve dağlara doğru baktığında Rüzgar’ın geldiğini
gördü. Yaptığım hatayı telafi edip, söylediğim sözler yüzünden Rüzgar'ın kırılan kalbini kazanmaya
çalışmalıyım diye geçirdi içinden.


“Hey, Rüzgâr! Hey buraya bak. Aşağıya. Benim, ben. Eski arkadaşın Yaşlı Yel Değirmeni.
Rüzgâr o kadar yüksekten gidiyordu ki Yaşlı Yel Değirmeni'nin sesini neredeyse duyamayacaktı.
Bir an aşağıya inmekle inmemek arasında kalan Rüzgâr, ne kadar sert görünse de yufka kalbine
yenilmiş ve aşağıya inmişti.


“Nerelerdeydin? Uzun zamandır yoktun. Nicedir seninle konuşmak istiyorum.
“Bir yere gittiğim yok. Buralardayım. Sadece daha yüksekten geçiyorum. Yaşlı Yel Değirmeni,
Rüzgar’ın hala kırgın olduğunu tavırlarından ve sesinden fark edebiliyordu.


“Özür dilerim. Biliyorum sana karşı hiç hoş olmayan şeyler söyledim. Bana kırgınsın. Bu yüzden de
beni görmemek için yüksekten geçip gidiyorsun.


Rüzgâr, Yaşlı Yel Değirmen’in ne kadar üzgün ve yalnız olduğunu görebiliyordu. İlk Bina'nın ve
diğerlerinin onunla konuşmadığından ve arkadaşlık etmediğinden haberi vardı. Onu daha da fazla
üzmek istemiyordu. Yaşlı Yel Değirmeni’nin kendisinden özür dilemesiyle ona karşı olan tüm
kırgınlıklarını unuttu.


“Yüksekten geçip gitmemin nedeni seni görmek istemediğimden değil, şu karşıda gördüğümüz yeni
binalar her gün daha da çoğalıyor ve yükseliyor. Onları aşmak ve yoluma devam etmek için
üstünden geçmek zorunda kalıyorum. Hiçbir şey eskisi gibi değil ve bundan sonra da olmayacak.

Ben, yükseklerden gitmek zorundayım. Kuşlar da başka yerlere göç etti. Senin anlayacağın ova,
içindekilerle birlikte can çekişiyor. Üzgünüm. Belki de seninle bu son konuşmamızdır.”


"Ama" dedi Yaşlı Yel Değirmeni. Kelimeler boğazını tıkamıştı. Rüzgar'ın yükseklerden geçip
gitmesi, Yaşlı Yel Değirmeni’nin ölümü olduğunu ikisi de biliyordu. Konuşmadılar, konuşamadılar.
Rüzgâr, yoluna kaldığı yerden devam etti. O günden sonra Yaşlı Yel Değirmeninin ise bir daha
pervanesinin döndüğü görülmedi.

Tablo: Burcu Yakar 

Görselin tam hali için tıklayınız