YALNIZLIK SENFONİSİ

Hüseyin Opruklu

Adam kalabalıktan iyice bıkmış, içlerine girince kendini adeta boğulacakmış gibi
hissediyordu. Ne kimseyi anlayabiliyor ne de kimse kendisini anlıyordu. Uzun zamandır
böyleydi bu. Böyle olunca kalabalıktan sıyrılıp kendisiyle baş başa kalmanın çarelerini
aramaya başlamıştı.


Güneş perdelerini indirince kalabalıklar çoktan sığınaklarına çekilmişti. Sokaklar
bomboş olmalıydı. En uygun zaman diye düşünerek gece vakti çıktı evden. Işıkları yanan
iskelenin yanındaki tahta banka oturdu. Korkmuyordu ama ne yapacağını bilememenin
kararsızlığı bir mengene gibi sıkıştırıyordu yüreğini. Kıyıdaki kayalıklarla öpüşen sarı
köpüklerden yayılan iyot kokusunu derin derin çekti içine. Rahatladı. Artık hiçbir şey
umurumda değil diye düşünürken iskelenin karşısındaki ara sokağın karanlığında kendine
yaklaşan bir ses duydu. Bu saatte biri olabileceği hiç aklına gelmemişti. Yakamadığı
yirmiliklerden kalan son teselli çubuğu parmağının arasında asılı kalırken karanlığın içine
düşürdü bakışlarını. Birini arar gibi. Topal bir köpek ayağını sürüyerek yaklaşırken bir yandan
da kesik kesik havlıyordu. Tereddüt etti önce. Sonra kalkıp köpeğe doğru yürüdü. Gecenin
sabaha devrettiği gri sis yavaş yavaş zihniyle dünya arasına perde çekerken geriye dönüp
baktı. Ama kendini bulamadı.